Cumartesi, Mayıs 12, 2018

UÇURTMA ŞENLİĞİ

UÇURTMA ŞENLİĞİ

Hani diyorlar ya “bir çocuk doğduğunda bir anne doğarmış”; o sözün devamı da şöyle olmalı: “sonra da anne hem çocuğunu hem de içindeki kendi çocukluğunu yeniden büyütürmüş”. Minik kızım büyürken adeta içimdeki o yaşlardaki minik beni de sevgiyle sarmalayarak ikisini bir arada büyütüyorum. Gözümün önünde fiziksel gerçek kızım koşup oynarken aynı anda kalbimle hayali bir minik ben de görüyorum koşup oynayan.

İşte yine böyle bir zaman sınırsızlığı içinde buluverdik kendimizi bu haftasonu, tam yeri ve tam zamanıydı. Bu haftasonu Nilüfer Belediyesi Nilüfer Kent Konseyi'nin "Nilüfer'de çocuk olmak ayrıcalıktır" diyerek  Uluslararası Spor Şenlikleri kapsamında Gölyazı’da düzenlediği Uçurtma Şenliği’ndeydik. Baharın gelmesiyle beraber Badişko geçen yaz Tirilye’de açık tezgâhtan aklı kalarak aldığı Hello Kitty uçurtmasını uçurmak istiyordu. Yazın birkaç kez uçurmaya çalışmış ama tadı damağında kalmıştı. Şehir yaşantısı işte, her ne kadar kış bitmiş olsa da akşam işten ve kreşten dönüp kalan kısıtlı zamanda apartmanlar arası uçurtma uçuramıyoruz. Çocuklar heveslerini kursaklarında biriktirmek zorunda kalıyorlar. Kaç kez de uçurtmamızı yanımızda taşıdık ama ya kamp alanının sık ağaçlı oluşundan ya da rüzgâr yetersizliğinden uçuramadık. Hal böyle olunca da haftasonu düzenlene uçurtma şenliğine teşrif etmez isek olmazdı :))

Hava nispeten bulutlu olsa da yağış yoktu. Rüzgar yeterince kuvvetli esiyordu. Kaptık hemen katlanır kamp masa ve sandalyelerimizi, attık arabanın bagajına. Yanımıza da aldık mı bir koca termos çayımızı. E yoldan da katıklarımızı hallediverdik. Uçurtmamızla düştük yola.

Uzun zamandır Gölyazı’ya gelmemiştim, daha bir kalabalıklaşmış, daha bir yerel turizm bölgesi haline gelmiş. Uçurtma uçurmak için Zambak Tepe’yi seçmişler. Anayoldan Gölyazı Sapağına girip tarlalar arasında ilerleyip Gölyazı’ya geldiğinizde jandarma ve zabıtalar şenlik alanına girmek için sizi henüz girişe tam gelmeden sola doğru yönlendiriyor. Tepe ayağında otopark olarak ayrılmış düzlüğe aracınızı park edip az bir eğimle yürüyerek şenlik alanına çıkıyorsunuz.

Şenlik alanında kurulan masalarda, uçurtmanızı düzenlenen atölye ile görevlilerle beraber yapabiliyorsunuz, yok ben yapamam derseniz hemen bizim uçurtmamız gibi profesyonel olmayan naylon uçurtmaları olan bir satıcıdan satın alabiliyorsunuz. Belediye en güzel uçurtma yarışması da düzenlemiş, şenlik saatine riayet eder erken gelirseniz kayıt yaptırıp katılabiliyordunuz, daha geç gelirseniz jüri dağıldığı için serbest uçuruyorsunuz. Nilüfer Belediyesince her ziyaretçiye birer kumanya hazırlanmış; içinde bir sade açma, bir paket meyve suyu, bir şişe su ve bir adet elma bulunan. Ve güneşten korunmak için de birer şapka. Ayrıca her katılımcıya her çocuğa ücretsiz kitap dağıtımı da vardı. En güzel hediyelerden biriydi. Biz de kitabımızı ileride okuma yazmayı öğrendikten sonra okumak üzere günün anısı olarak aldık.

Şimdi gelelim yazının başındaki ilk paragrafa :) Badişko uçurtmasının havalanmasını takip ederken ve diğer uçurtmalara bakıp heyecanlanırken; işte içimdeki minik ben de o heyecana katıldı. Üç jenerasyon geldiğimiz şenlikte, annem ve ben göz göze gelip benim çocukluğumda babamın bizi toplayıp götürdüğü uçurtma şenliği aklımıza geldi. Ne güzel günlerdi; eskiden Bursa’da Demirtaş’ta Uçurtma Şenliği düzenlenirdi. Sonra yitip giden birçok değerimiz gibi şehrimizin bu kültürel etkinliği de kaybolup gitti. Benim çocukluğum gibi o günleri hatırlayanlar eminim Demirtaş’ta düzenlenen Uçurtma Şenlikleri ile Çim Kayağı Şenliklerini hüzünle özlüyorlardır. Hatırlıyorum da o kadar keyifliydi ki. Hatta hiç unutmam çocuk halimde uzak doğudan –muhtemelen Çin- katılan yarışmacıların getirdiği kocaman ejderha uçurtmalar vardı gökyüzünde salınan; hani şu belgesel veya televizyon programlarından gördüğümüz. Ne kadar önemli bir kayıp anlıyorsunuz değil mi? Böyle bir şeyi görmek için ülkesine gitmeden veya televizyon gibi sanal bir ortamda izlemeden o sizin yerelinize geliyor, üstelik ticari kaygılar/trendler/markalar/dükkânlar gibi kültür erozyonu olarak değil yani. (Ha bir de işin başka boyutu var ki; o içler acısı. Kentimizde iç göç ile artan yeni nüfusun yerele adaptasyon yerine dağdan gelip bağdakini kovması, hadi kovamıyor da eskiyi bilmeden ahkâm kesmesi diyelim. Yenilenelim, değişelim, büyüyelim ama yozlaştırmadan.)

Bakalım, aileden geçen gelenek görenekler gibi daha başka hangi kültür ve alışkanlıklarımızı aktaracağımız faaliyetlerimiz olacak…

İlgili Yazılar:

Golyazi-Apolyont Golu

Golyazi, Second Edition







Cumartesi, Mayıs 05, 2018

HIDIRELLEZ

HIDIRELLEZ
Hayat size istediğiniz, arzu ettiğiniz, dilediğiniz, niyet ettiğiniz, hayal ettiğiniz her şeyi veriyor; ama kendi zamanlaması içinde. Bunun için sadece içtenlikle istemek gerekiyor. Maymun iştahlılıkla istenen her şey zaman süzgecinden geçerek eleniyor, geriye ari niyetler kalıyor. İşte bu yüzden zaman denen bu kavramı sevmiyoruz. Bir yanıklık edebiyatı içinde düşünüyoruz ki arzu ettiklerimize ulaşamadan hayat elimizden akıp gidiyor. Oysaki bir bilsek kalpten geçen saf dileklerin gerçekleştiğini…
Ben her bahar yenilenirim. Bir tek ben mi? Tüm doğa yenilenir, yaşam yenilenir. Yaşam sevincimizi artırmak için küçük ritüellerin peşinden koşarız birlik beraberlik içinde. Bunlardan biri de HIDIRELLEZ (İzleyiniz: HIDIRELLEZ). Küçüklüğümden beri her bahar 5 Mayısı 6 Mayısa bağlayan gece yarısı HIDIR ile İLYAS’ın dünyaya geldiğine, her yeri dolaştığına, bir sonraki yıl dünyaya gelişlerine kadar dilekleri olanların dileklerinin gerçekleşmesi için yardımcı olduklarına, bolluğu ve bereketi artırdıklarına inanırım.

Annemden öğrendiğim –ve kızıma da öğrettiğim- gibi gündüz küçük taşlar toplarım. Gece bahçeye, balkona, pencere pervazına -neresi müsaitse- o küçük taşlardan niyetimi simgeleştiririm. Bazen kibrit çöplerini kullanırım bazen de küçük kâğıtlara resmini çizerim. Bu dilekler bazen araba olur bazen ev olur, bazen evlilik olur bazen çocuk olur. Dileklerimi gül ağacı veya çiçek açan bitkilerimin yanına dizerim. Eğer balkonumda bitkim yok ise hiç üşenmeden evin diğer odalarından saksılarımı taşırım. Gece yarısı sabah ezanına kadar balkon kapısı veya mutfak penceresiyle birlikte mutfağımın bereketi artısın, sağlığımız sıhhatimiz yerinde olsun, sağlıkla yiyelim içelim diye erzak dolap kapaklarımı açık bırakırım.  Kimseye maddi olarak muhtaç olmayayım, kazancımın bereketi olsun diye bereket paraları hazırlarım, cüzdanımda saklarım. Evde ateş yakamam ama ateşin ve ateşin rengi kırmızın sıcaklığı, gücü, renk şöleni niyetlerimin enerjisini artırsın, kıştan kalan soğumuş donmuş kuytu köşeyi ısıtarak canlandırsın diye mum yakarım. Sonra kendimi yaradana her şey için şükrederken bulurum her seferinde. İşte dua saflığı budur. Her şeyden soyutlanarak her şey için mutlak güce sığınmak ve onunla bir olmak. Bu duygunun açamayacağı kapı yoktur. Tüm ailem için dua ederim, arzu ettikleri niyetlere kavuşmalarını arzularım. Diğer dualarımı da yapıp teslimiyet içinde uyurum. Bazen uykuya hemen dalarım bazen rüyalar âleminde dolaşırım ama her ne olursa olsun sabah ezanını duyar duymaz balkona koşar, bir sonraki Hıdırellez gününe kadar tüm niyetlerimin olacağına inanarak her şeyi toplarım. Taşlarımı, kibrit çöplerimi, kâğıtlarımı ya suya atarım ya da akan suda yıkarım. O sabah eve taze bir enerjinin geldiğini hissederim. Doğa uyanmıştır, yaşam uyanmıştır, insanlar yenilenmiştir. Gün içinde de eve kapanmak yerine yeşeren doğanın içinde vakit geçirmek üzere programlar yaparım.
Bu sene de her seneki gibi dileklerimi diledim. Ve tek bir fark ile! Bu sene gece yarısı olmadan Hıdırellez eğlencesi yaptık. Ve aslında böyle bir eğlenceye katılmak da benim eski niyetlerimden biriydi. Sene oldu katılmak istedim Hıdırellez’i bilmeyen arkadaşlarım vardı, sene oldu niyetlendik program yaptık bir şeyler oldu iptal ettik, sene oldu kararsız kalıp eyleme geçemedik, sene oldu program yaptık kızım dünyaya geldi ben gidemedim; derkeeeen kısmette yok diyerek niyetimi artık serbest bıraktım. Ve o niyet döndü dolaştı, süslenerek, bezenerek, daha da renklenerek çok güzel bir biçimde karşıma çıktı. Biz 4+2 kişi bir araya geldik, hesapsız plansız programsız (? mı acaba; belki bizim değil ama evrenin bir programının olduğu belli, bizi bir araya getirmişti).
Eğlence şart değil tabii. Eskiden modernleşme böylesine başını alıp gitmeden önce sokaklarda, köy meydanlarında konu-komşu dışarıya çıkar ortak şarkılar türküler sohbetler ortak yemekler ortak danslar ile ateş yakar, çoluk çocuk oynar, gençler bir araya gelir, büyükler kendi aralarında hasret giderir Hıdırellez’i kutlardı. Şimdilerde daha bireyselleştik. Bazılarınca bu eski adetler hiçten bilinmezken bazılarınca belirli kesimlere atfedildi, bazılarınca bundan utanıldı, bazılarınca şehir yaşantısında kutlanamadı. Neyse ki bu coşkuyu yaşamak isteyenler için büyük şehirlerde çeşitli mekânlar organizasyon yapmaya başladı. Yine bu organizasyonlara bazılarınca hadi biz de yaşayalım ve öğrenelim denilerek ortamda olmak için gidildi, bazılarınca sadece eğlenmek için gidildi, bazılarınca ne güzel vesile oldu hep beraber olacağız denilerek gidildi. Her ne niyetle gidilirse gidilsin herkes ortamdaki enerji yoğunluğuna dalarak hep güzel niyetler diledi. Nereden mi biliyorum? Çünkü bütün yüzler gülüyordu. Sadece içinde mutluluk olan insanların yüzleri güler de o yüzden biliyorum. Tebessüm, bilinçli bir zoraki eylemdir ama gülmek içten gelir, tutamazsınız.

Herkesin çok güleceği ve ari niyetlerine kavuşacağı bir yıl dilerim!

Benzer Yazılar:



Kısa Bilgiler:
1- HIDIRELLEZ DE ARTIK UNESCO LİSTESİNDE

Hıdırellez, UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne kaydedildi.

Türkiye ile Makedonya’nın birlikte hazırlayıp 2016 yılında UNESCO’ya sunduğu  “Bahar Kutlaması: Hıdırellez” çok uluslu ortak dosyası, Güney Kore’nin Jeju Adası’nda gerçekleştirilen Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması 12. Hükümetlerarası Komite Toplantısı’nda değerlendirildi ve UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne kaydedildi.

Doğanın canlanması ile bolluk ve bereket beklentisini simgeleyen Hıdırellez, Miladi Takvime göre her yıl 6 Mayıs’ta kutlanıyor. “Bahar Bayramı: Hıdırellez”  dosyasının UNESCO’ya kaydedilmesi, uluslararası alanda karşılıklı kültürel saygı ve anlayışı güçlendirmeye yönelik olarak Türkiye’nin gerçekleştirdiği faaliyetlerin önemli bir göstergesidir.

2- HIDIRELLEZ

Envanter Numarası : 01.0012 Kayıt Tarihi : 13.03.2013                                                                                       

Diğer Adları: Ağrice, Altı Mayıs, Aya Yorgi, Aziz George, Bahar Bayramı, Ederlez, Eğrice, Eğrilce, Hederlez, Hıdrellez, Hiderlez, Hızır ile İlyas, İderlez, İlkyaz, Mantifer, Mar Curcos, Ruz-ı Hızır (Hızır Günü)

Somut Olmayan Kültürel Miras Alanları: Doğa ve Evrenle İlgili Bilgi ve Uygulamalar; Sözlü Gelenekler ve Anlatımlar, Gösteri Sanatları, Toplumsal Uygulamalar, Ritüeller ve Şölenler

Coğrafi Dağılım (Unsur İçin Envanter Formu Gönderen İller): Afyonkarahisar, Amasya, Bartın, Bilecik, Çanakkale, Edirne, Elazığ, Giresun, Gümüşhane, Hatay, Isparta, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Karabük, Karaman, Kırıkkale, Kırklareli, Kocaeli, Konya, Mardin, Muş, Ordu, Sakarya, Samsun, Sinop, Sivas, Tekirdağ, Tokat, Uşak, Yozgat, Zonguldak

Hıdrellez, baharın gelişini kutlamak üzere Miladi takvimle 6 Mayıs’ta uygulanan mevsimlik bayramlardandır. Anadolu’da kış mevsiminden sonra doğanın canlanması ile bolluk ve bereket beklentisini simgeleyen gün 6 Mayıs’tır ve bugüne Hıdırellez denir. Temelinde Hızır kültürü bulunur. Aynı zamanda Hızır ve İlyas peygamberlerin yeryüzünde buluştuğuna inanılan gündür. Hıdırellez öncesi evlerde temizlik yapılır, çeşitli yemekler hazırlanır ve “hıdırlık” denilen bol ağaçlı ve pınarı olan mesire alanlarına gidilerek piknik yapılır. Burada çeşitli oyunlar oynanır, eğlenceler düzenlenir. Kimi yerlerde mesire alanının ortasında dev bir ateş yakılır. Ateşin üzerinden dualar ve mâniler söylenerek en az üç kere atlanır. Ağaçlara bez bağlanarak adak adanır. Çömleklerin içine dilekler yazılarak akşamdan gül ağacının dibine konulur. Ertesi gün bir araya toplanmış olan kadınlar, çömleği ortaya koyarak mâniler eşliğinde dileklerini yazdıkları kâğıtları çıkarmaya başlarlar. Kimi zaman da dileklerin Hızır’a ulaşması için istenilen şeyler küçük bir kâğıda yazılarak bir akarsuya veya denize atılır. Hıdırellez, Türkiye'nin pek çok yerinde doğanın canlanışıyla birlikte maddi ve manevi olarak kendilerini yeni bir yıla hazırlamak isteyen Müslüman ve Hıristiyan topluluklar tarafından aynı günde kutlanmaktadır.


Çarşamba, Mart 28, 2018

DOĞU EKSPRESİ-5 TREN YOLCULUĞUMUZ

DOĞU EKSPRESİ-5 TREN YOLCULUĞUMUZ
Kompartımanımızı bulduktan sonra içeriye girer girmez mutlululuktan ağzımız kulaklarımıza varıyordu “evvveeet oldu, başardık! buraya kadar -araçtan araca aktarma yaparak- gelebildik, işte trenin içindeyiz, yüklerimizi atalım hafifleyelim, oleyyy!”. Önce hemen sırt çantalarımız ve çekçek bavulumuzu yerleştirip montlarımızı rafa kaldırdık, ağır yüklerden kurtulduk. Ardından kompartımanımızı bir günlük evimize dönüştürdük camlarımızı süsleyip masamızın da düzenini kurduktan sonra yorgunluk çayı artık hazırlanabilirdi.  İşte o sırada da trenimiz hareket etmeye başlamıştı. Eğer daha önce trene hiç binmediyseniz trenin sesine ve sallantısına alışmanız biraz zaman alabilir ama keyif alacağınıza eminim. Daha önce kısa veya uzun tren yolculuğuna alışkınsanız trenin hareket etmesi sizi zorlamayacaktır. Hatta benim gibi trene çocukken binip daha sonra binmediyseniz ray sesleri, makas atlama sarsıntısı, sağa sola sallanmalar sizi tren yolculuğunun yanı sıra bir de anılar yolculuğuna çıkaracaktır. Kızımın bugün bu yolculuğa çıktığımız yaşındayken ben de, İstanbul’da yaşayan anneannem ve dedemi ziyaret edişimizde mutlaka Sirkeci-Halkalı arasındaki trene binerdim/k. Bursa’da tren olmadığı için İstanbul’a vapur ile gitmek ve İstanbul’da trene binmek aile büyüklerini görmek kadar heyecan veriyordu, hatta bazen onların sırasını bile geçiyordu, çocukluk işte:) O trenler -ki bugünün metroları gibi- kısa mesafe olduğu için yataklı değillerdi. Karşılıklı iki kişilik deri koltuklardan oluşuyorlar. Gözümün önüne hemen bir anım geliyor bile. Annem, kardeşim ve ben trene binmiştik. Elimizde de pastaneden aldığımız mini kurabiyeler vardı. Ve onlardan biri tren sallanırken kardeşimle benim elimizden kayıp yere düşmüştü. Yerde kirleneceği ve yiyemeyeceğimiz için nasıl hüzünlü baktıysak artık, karşı koltukta yolculuk yapan bir amca, bir şey olmaz üfleyin tozu gitsin demişti. Öyle gülmeyin hemen böyle de anı mı olurmuş diye. Eskiden bugün gibi her köşe başında bir pastane yoktu, her tatlı tuzlu bir kurabiye kolay bulunmuyordu ve düşünsenize çocuk gözünden elinden kayıp giden bir lokmanın önemini. Anılar kalplerde işte böyle duygularla yer ediyor. Bu Doğu Ekspresi de beni hemen çocukluğuma götürüvermişti. Ve ne mutlu ki bize kızım da bu yaşlarda eğlenceli bir tren yolculuğunu kalbine ve zihnine yazıyordu.
Doğu Ekspresi serüvenimizden önce gidip gelenlerin anlattıklarından, paylaştıkları fotoğraflardan, televizyondaki haberlerden tren yolculuğunun cam süsleme dışında bazı klasiklere ev sahipliğini yaptığını öğrendik. BunIlardan biri kompartıman dansıydı. Bir diğeri kalın çorap dansı yani patik sallamaydı. Bir diğeri özene bezene hazırlanan sabah kahvaltısıydı. Bir başkası vagon boyunca kompartımanlardan herkesin çıkıp ortak fotoğraf çekimi yaptırmasıydı. Bir başkası yemekli vagona uğramaktı. Bir ötekisi Erzurum Garı’nda cağ kebabı siparişini almaktı. Yaptık, yaptık! Hepsini yaptık! İçimizde kalırdı, yaptık. Zaten biz buna hazırlanmamış mıydık?

Ankara’dan Kars’a, Kars’tan Ankara  kışı, baharı, yazı ayrı bir görselliğe sahip coğrafyadan fotoğraflar da şimdi sizlerle…



DOĞU EKSPRESİ-4 TRENDE YEME-İÇME


DOĞU EKSPRESİ-4 TRENDE YEME-İÇME

Masamızın üstünü organize ettikten sonra artık tren klasiklerine keyfine başlayabilirdik. Yol yorgunluğunun üzerine bir güzel çayımızı demledik. Tren evet sallanıyor ama masanın üstündekileri veya ocağın üstündeki çaydanlığı devirecek kadar sağa sola gitmiyor. Elbette elektrik ve sıcak suyun ve cam bardakların olduğu bu küçük ortamı gözünüzün ucuyla sık sık kolaçan etmelisiniz, o ayrı. Yanında ev böreğimizi yiyerek çay keyfimizi taçlandırdık, doğrusu ellerime sağlık :)

Sonrasında iyice uykumuz gelene kadar kah kompartıman içinde kendi kendimize dansımız, kah komşular ile tanışma ve kaynaşmamız, kah vagonlar arası geçişlerle treni keşfedişimiz, kah çocukların birbirini yeniden bulup oynamaları, kah tur rehberi komşumuz ile güzergahları ve yolculuğu konuşmamız derken geceyi ediverdik. Kompartımanımızın orta ışığı kapatıp aydınlatmayı kırmızı gece lambasına çevirdik. Camda da yanan led ışıklandırmamız ile trenin çuf çuflaması arasında uyuyakaldık. Sesten veya hareketten ya da konforsuzluk olur da uyuyamam sanmayın, o serüvenin içinde olmak sizi tatlı bir dinlemeye çekiyor bile.
Sabah kalktığımızda bir tren klasiğini yerine getirmek için sabırsızlanıyorduk: mükellef bir kahvaltı sofrası hazırlamak! Bu yazıyı yazmadan önce Ağrılı bir iş arkadaşım ile çocukluğunda yaptığı doğu ekspresi yolculuklarında unutamadığı soğan kokusunu konuştuk, diyor ki “alıyor piknik tüpünü, koyuyor üstüne tavasını, pişiriyor yemeğini”. Bugün de aynı, aynı! Değişen tek şey o gün memlekete yolculuk, bugün trenle keşif. Bugün de sucuklu yumurta yapılıyor. Akşamdan kondüktör uyardı “aman sabaha sucuklu yumurta yapacaklar pencereleri açıp ortamı havalandırsın”. Herkes söz dinledi. Herkes birbirine en az konforsuzluk yaşatmak için kapasını kapattı. Kimse kimseyi rahatsız etmedi. Biz de kahvaltımızı çuf çuf sesleri eşliğinde yaptık.
Trend aç kalma diye bir şey yok, herkes kendi yemeğini yapacak diye de bir şey yok. Yemekli vagonda çeşitli yiyecek ve sıcak-soğuk içecekleri bulabilirsiniz. Zira biz de daha sonra yemekli vagonun da tadını alabilmek için çayımızı orada içtik.
Trende sadece kahvaltı mı yapılır derseniz,  kocaman bir hayır gelir benden :) Zira minik bir çocuğun minik bir midesi olunca kolaylık olsun diye hazır ve katı gıdalar ile beslemek annelik şanına yakışmazdı. Öğle uykusu sonrası acıkan yavrucuğuma pişiriverdim bir tarhana :)
İlk günün akşam saatleri Erzurum Garı’na denk düştüğü için, bir diğer tren klasiğini yerine getirdik. Gara ulaşmaya yaklaşık 1-1,5 saat kalan cağ kebabı siparişi verdik. Bazı olumsuz yorumları okuyunca nereden sipariş vereceğimizi düşünürken imdadımıza kondüktörümüz yetişti. Çok lezzetli ve malzemeden çalmadan dürüm şeklinde hazırlanan cağ kebabımız tren garda beklerken elimize ulaştı. Siparişi verdiğimiz yer: Muammer Usta.
Dönüş yolculuğumuzu da yine trenle yaptığımız için bir sabah kahvaltısı daha yaşadık. Bu sefer gece-gündüz yolculukları ters olduğundan akşam yemeğimizi de kendimiz hazırladık. Ne mi? Tabi bir tatar olarak: mantı! Hayır, hayır, açmadım tabi :) Yola çıkmadan önce yaş hazır mantı ve yoğurt aldık. Büyük sahanda mantıyı bir güzel haşlayıp küçük sahanda erittiğimiz tereyağ ile buluşturduk. Yoğurdu da toz sarımsak ile karıştırdık. Diğer baharatlar da elimizin altın. E daha ne olsun, haydi afiyet olsun!
Arada kaç kez yapılan kahveleri hiç saymıyor ve yazmıyorum bile :)

Haydi sizler de bir kahve almaz mısınız Doğu Ekspresine karşı şöyle keyifle :)


Salı, Mart 27, 2018

DOĞU EKSPRESİ-3 YANIMIZA NELER ALDIK?

DOĞU EKSPRESİ-3 YANIMIZA NELER ALDIK?
Yolculuk için hazırlığımızı ig ve blog sayfalarından yaptığımız için hiç zorlanmadık, hiç eksikli kalmadık. 24 saati geçme garantili kesintisiz tren yolculuğumuz için yanımıza aldıklarımız şunlardı:
  • Önce kompartımanımızı evimiz gibi bize özel, bize ait bir yaşam alanına çevirmek için bir kutu hazırladık. Kutuda kompartıman camlarını dekoratif hale getirmek için led ışıklarımız, kış konseptli kar tanelerimiz, gelen baharı müjdeleyen marteniçkamız, hayatımızın anlamı (!) elsamız, aile fotoğraflarımız, fotoğraflarımızı asmak için kırnapımız, küçük ahşap mandallarımız ve bunları yapıştırmak için bandımız vardı.
  • İstasyonlar arası genelde telefonlar ve internet çekmediği için sevdiğimiz müzikleri bir usb belleğe kaydettik. Yanımıza tabletimiz aldık.
  • Kurduğumuz kamplarda kullandığımız rezistanslı tek gözlü elektrikli ocağımızı yanımıza aldık. Rezistanssızlar vagon sigortasını attırdıkları için kondüktörler tarafından istenmiyor. Ocağınızı ya rezistanslı ya da kamp ocağı olarak ayarlayacaksınız.
  • Telefon, tablet ve ocak için yanımıza üçlü grup priz aldık. Çünkü gidişte iki dönüşte tek priz vardı.
  • Uzun tren yolculuğumuzda yeme-içme için sahan, çaydanlık, cezve, tabak, çatal bıçak kaşık, kupa, fincan, bardak gibi temel eşyalarımızı yanımıza aldık. Su, çay, kahve (türk kahvesi ve hazır kahve), ıhlamur (ıhlamur, adaçayı, kurutulmuş gonca gül, kabuklu tarçın ve karanfilden oluşan bir paket hazırladım), ayran, kakao tozu, anadolunun vazgeçilmez kolay çorbası tarhana, şeker ve baharatlar (tuz, karabiber, toz biber, sarımsak tozu, nane, kekik), meyve, peynir-zeytin-tereyağ-yumurta-sucuk-bal gibi kahvaltılıklar (bunları Ankara Yeni Garı’ndaki Migros’tan da temin edebilirsiniz), börek-çikolata-ekmek gibi yandaşları beslenme çantamızda hazır ettik. Kompartımanımızdaki misi masayı göz önünde bulundurarak yanımızda iki adet seyyar raf getirdik, ki muhteşem iş gördü. Masa örtümüz de yanımızdaydı.
  • Temizlik çantası yaptık. İçinde peçete, ıslak-kuru mendil, ıslak-kuru tuvalet kağıdı, sabun, bulaşık deterjanı, mini el havlusu, diş fırçaları, diş macunu, şampuan, sprey kolonya gibi banyosal eşyalar bulunuyordu.
  • Ecza çantası hazırladık. Acil ihtiyaç durumunda kullanacağımız temel ilaçları yanımıza aldık.
  • Kalın kışlık botlarımızla uzun bir yolculuk geçiremeyeceğimiz için yanımıza naylon :))) terliklerimiz aldık.
  • Kompartımanızda yataklarımıza temiz çarşaf serilmişti, yastık kılıfları da keza aynı şekilde yeni yıkanmıştı, pike niyetine bir beyaz çarşaf daha verilmişti, gece için kareli yün battaniyeler katlanmıştı. Okuduğumuz yolcu yorumlarında yastıkların kendilerinin düşünüldüğü kadar teniz olmadığı yönünde görüşler vardı. Biz de kamp çantamızdan şişme yastıklarımızı yanımıza aldık. Temizlikle ilgili hiçbir sıkıntı yaşamadık. Tek handikap koltukların sırtlarını yatırıp yatak haline getirdiğimizde ortaya çıkan döşeme kokusu idi. Onu da camları açarak giderdik.
  • Kondüktör de yolculuk öncesi 2 adet temiz el havlusu ve 2 adet havlu terlik verdi. Yine yolculuk için 2 bardak su, 2şer adet de tatlı ve tuzlu atıştırmak ikram etti.
Bakın bu defterin dili olsa da konuşsa nasıl sistematik bir hazırlık yaptığımı :))
Yeni bir detaylı çalışma ile şekillenen bir başka gezide yeniden görüşmek üzere! :))

DOĞU EKSPRESİ-2 VAGONLAR NASIL?


DOĞU EKSPRESİ-2 VAGONLAR NASIL?
Bu upuzun trende üç farklı özelliğe sahip vagon ile yolculuk yapabiliyorsunuz. Her birbirinin birbirine göre hem avantajı hem dezavantajı var, önemli olan hangisinin sizin ihtiyacınızı karşılayacağı ve hangisi olursa olsun bu yolculukta anılar heybenizde birçok anının/tecrübenin birikeceği.

Lokomotifin başından sonuna doğru vagonlar pulman, örtülü kuşet ve yataklı olarak sıralanıyor. Bu geziye çıkmadan önce ben de hangisinin nasıl olduğunu bilmiyordum. Şimdi bakalım:

Pulman, bildiğimiz otobüs koltuğu gibi tren koltuklarının sıralandığı bir vagon. Koltuklar oldukça geniş ve uzun yolculukta ayaklarınızı uzatabilmeniz için aralıklı, gece uykuya dalabilmeniz için hafifçe geriye doğru eğilebiliyor ve ayrıca kendi ekseni etrafında 180 derece dönebiliyor. İki yan yana koltuk arada koridor ve sonra tekli koltuk olarak yerleştirilmişler. Kısa mesafe yolcuları, tek kişi yolcular veya daha ekonomik yolculuk yapmayı tercih eden yolcular tarafından genellikle kullanılıyor. Bunun yanı sıra TCDD tanımlaması şu şekilde: “Pulman vagon: Pulman vagonlardaki koltuklar için aynı anda yapılan satışlarda farklı cinsiyetlere bilet verilmektedir. Farklı zamanlarda birbirinden bağımsız yapılan satışlarda bay yanına bay, bayan yanına bayan yer satışı yapılmaktadır.”
Örtülü kuşet vagondaki kompartımanlar dört kişilik bir yolculuğu imkân sağlıyor. Karşılıklı dört adet geniş tern koltuğu bulunuyor, koltuklar arasında pencerenin altına monteli mini bir tezgâh bulunuyor. Bir – iki bardak veya cep telefonunu koymak için. Koltukların sırtı kapatılınca alt kat yataklar ortaya çıkıyor. Ranza misali üst kat yataklar da duvara kilitli bulunuyor. Kilidi açınca karşılıklı iki ranza ortaya çıkıyor. Kompartıman kapısı yarıya kadar camlı, camlı bölmenin iç kısmında perde bulunuyor. Kompartımanın adı da buradan geliyor zaten. İçeride sıcaklık ayarlı klima var. Bu vagonda yolculuk daha ziyade gezi amaçlı Doğu Ekspresi yolcularınca dört kişilik grubu veya aileyi bozmamak için tercih ediliyor. Eğer tek başınıza veya iki kişilik memleket yolculuğu yapıyorsanız, bu kompartımanlar arasında boşluk veya doluluk kadın/erkek uzun yol yolculuğu için değişim yapılabiliyor. Bu durumda ya kompartımanı dört bilet ile dolduracaksınız, ya da değişim olasılığına hazır olacaksınız. TCDD tanımlaması şu şekilde: “Dört kişilik, yatarak seyahat imkân veren kuşetli vagonlarda kompartımanın tamamının satın alınması dışında, farklı cinsiyetlerden yolculara bilet satışı yapılmamaktadır. Ancak, aynı cinsiyetten olması kaydıyla birbirini tanımayan yolculara bilet satışı yapılmaktadır.”
Biz yataklı vagon ile yolculuğu tercih ettik. Bu yola çıkışımızdaki arzumuz çuf çuf yolculuğunu baştan sona doya doya kimseyi rahatsız etmeden ve kimse tarafından rahatsız edilmeden yaşamaktı. O nedenle de yataklıda gidip geldik. TCDD tanımlaması şu şekilde: “İki kişilik seyahat imkanı veren yataklı vagonlarda ise aynı anda satılmak kaydı ile cinsiyet farkı gözetmeksizin iki kişiye veya ücret farkını ödemek koşuluyla tek kişiye bilet satışı yapılmaktadır.

Yataklı vagondaki kompartımanızda neler vardı dersek:
  • Altlı üstü ranza olan iki yatak. Oturduğumuz koltuğun sırtını yatırdığımız zaman alt kattaki yatak oluyor. Üst kattaki yatak da duvarı kilitli, kilidi açıp çektiğinizde ranza ortaya çıkıyor.
  • Mini bir masa, alt çekmecesini açınca uzuyor. Masanın ayak kısmında dolap içinde mini bir buzdolabı ve yan tarafında yiyeceklerinizi koymanız için 2 raflı mini bir dolap.
  • Sıcak sulu, sıvı sabunlu, aynalı, havlusu getirilen bir lavabo.
  • Mont ve diğer çanta vb eşyalarınızı asmak için 2 adet askı ve ayrıca duvara monteli askılar, üst kısmında eşyalarınızı yerleştirmek için geniş bir duvar rafı. Bavullarınızı koltuğun altına da yerleştirebilirsiniz.
  • Camınız için hem perde hem de güneş siperliği.
  • İçerisini 21 ila 27 derece arasında değiştirebilmenize imkân sağlayan klima.
Tüm vagonların başında ve sonunda biri alaturka diğeri alafranga tuvalet bulunuyor. Tuvaletlerin temiz kalması tamamen yolculara bağlı. Şöyle ki yataklı vagonda kişi sayısı az olduğu için tuvaletler daha temizdi. Sırayla vagonlar arası yolcu sayısı arttığı için temizliğin sağlanması zorlaşıyordu. Ama yine de tüm tren olabildiğince temizdi. Tüm tuvaletlerde su, sıvı sabun, tuvalet kâğıdı ve kâğıt havlu bulunuyor. Tuvaletler uçaklardaki gibi vakumlu.

Bu arada evcil hayvanlarınızı da yanınızda götürebiliyorsunuz. Biz kedimizi evde bıraktığımız için yolculuk koşullarını bilmiyorum. Genel olarak tüm detaylar bu adreste yazıyor.
Doğu Ekspresinin turizme kazandırılmasından dolayı kompartıman ve yan vagon komşularımız da bizim gibi maceraperestlerdi. Birlikte çok eğlendik. Gidiş ve gelişte tren içinde de dışında da güvenlikle ilgili hiçbir olumsuzluk yaşamadık. Dönüşte yapılan bir ihbar sonucu bir istasyonda jandarma kimlik kontrolü ve araması yaşadık. Bizlerin misafir olduğunu anlayan jandarma vagonları telaşeye sürüklemeden usulca görevi yaptı. Kondüktörler gerçekten çok önemli görevliler hani derler ya "dil bu, vezir de eder rezil de". Gidiş yolculuğumuzdaki kondüktörümüz bizi yolculuğa o kadar sıcak adapte etti ki; biz onun bu özverisine yeterli karşılığı verememişiz diye hayıflanıyorum. Zira dönüş kondüktörümüz, Doğu Ekspresinin bu kadar sosyal medyada popüler olmasından rahatsız olduğu tüm vagon ile tartışarak aktardı. Camlara yapıştırılan ışıkların, yapılan kahvaltıların, dansların saçmalık olduğunu herkesin fotoğraf çekme hevesinde olduğunu kendisinin yıllardır bu trende çalıştığını ve bu trenin insanları memleketlerine götüren bir tren olduğunu söyledi. Oysaki ben bu sosyal medya patlamasından oldukça memnundum. Zira ben senelerdir hiçbir gezimi doğu bölgesine yapmaya niyetlenmemiştim, hatta treni kullanmayı hiç düşünmemiştim. Fena mı olmuştu kompartımanların ev sıcaklığı içinde 24 saat için süslenmesi? O kadar gencin genellikle batıdan kalkıp doğu tarafına yolculuğa çıkması? O kadar tur grubunun her yaş kesimine hitap eden program hazırlaması? Son varış noktası olan Kars ilinin yerli turizme kazandırılması? Oradaki esnafın canlanması? Devlet Demir Yolları gibi güçlü bir kurumun ulaşımda tercih edilerek daha da güçlendirilmesi?

Sözün özü, yeniliklere direnmeyelim!

Diğer Doğu Ekspresi yazılarını okumak için tıklayınız:

DOĞU EKSPRESİ-1 BİLETLER VE GENEL BİLGİLER


DOĞU EKSPRESİ-1 BİLETLER VE GENEL BİLGİLER

DOĞU EKSPRESİ-1 BİLETLER VE GENEL BİLGİLER
Aylardır zihnimde 70li yıllara ait nostaljik bir melodi dolanıyor “kim demiş ki olmaz diye, yeter ki sen candan iste, bir ışık var gözlerimde, ötesini hiç düşünme… olur oluuuur, kalplerimiz yolları bulur… olur oluuur, bal gibi olur, akan sular sularda durur…” Televizyonda haberlerde karşıma çıkıyor, instagramda karşıma çıkıyor, facebookta karşıma çıkıyor, blog yazılarında karşıma çıkıyor. “Olur mu?” diyorum. Ardından hemen o melodi zihnime düşüyor. Ve, gerçekten de oluyor! Bal gibi oluyor! Yola çıkıyoruz!
Sosyal medya aracılığıyla ülkenin batı kesimi ve gezgin ruhları ile adeta son iki senede çılgınca popülerleşen Doğu Ekspresi heyecanı bizim de ruhumuzu ele geçirdi tabi ki. Biz varacağımız noktadan daha çok geçireceğimiz tren macerası hayalinden çok etkilenmiştik. Herhangi bir tur programını katılmadan kendi hikâyemizi kendimiz yazmaya niyetlendik. Gitmeden önce de heyecanlıydık, döndükten sonra da heyecanlıydık :) Kars, Ağrı ve Artvin illerini içeren Doğu Anadolu Bölgeli arkadaş ve ahbaplarım için –özellikle de treni ulaşım aracı olarak kullanmış olanlar-  bu heyecanlı macera büyük bir gülümseme yaratıyordu yüzlerinde :))) Ama n’apalım canım, biz gitmemişiz görmemişiz yaşamamışız, bu kadar uzun tren yolculuğunu eğlence amaçlı yapmamışız ki, heyecanımız fazla olabilir tabi :)
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının (TCDD) Ankara’dan başlayan ve Kars’ta son bulan Doğu Ekspresi, geçen sene ve bu sene özellikle kış ayları için sosyal medya ile fenomen bir yolculuk haline geldi. Batıda kış mevsiminin beklenenden daha ılık geçmesi ve kar yağışlarının pek görülmemesi, donan Çıldır Gölü’ndeki atlı kızak turizmi yüksek rakımlı doğu bölgesini cazip hale getirdi. Snowbordçuların favori kayak merkezi olan ve kristal karı tanınan Sarıkamış Kayak Merkezi’nden dolayı Sarıkamış/KARS bilinse de ulaşım ağırlıklı olarak uçak ile sağlanıyordu. Tren yolculuğu ise daha ziyade memleketine hem ekonomik hem konforlu bir şekilde ulaşmak isteyenlerin tercihiydi. Şimdi ise tren yolculuğu demek bir serüvenin içine dalmak demekti.
Doğu Ekspresi biletlerimizi aylar süren takip ile üç hafta önce TCDD’in online bilet satış sayfasından (Tıklayınız) gidiş-dönüş yataklı vagon olarak  aldık. Bir kişi Doğu Ekspresi gidiş dönüş yataklı vagonda bilet ücreti 86.50+86.50den 173 TL. (Bir kişi Yüksek Hızlı Tren gidiş dönüş pulman /ekonomi 24.50+24.50den 49 TL) (Kars şehiriçi araç kiralama 120 TL/ gün+benzin)
Neden aylar sürdü derseniz; neredeyse bütün talepler kışın tam ortasına yönelikti, herkes o zaman gitmek istiyordu, sömestr tatili ailelerin tercihiydi, yılbaşı ve sevgililer günü en popüler günlerdi. Ayrıca, tur şirketleri henüz biletler satışa sunulurken tüm vagon biletlerini tek seferden alıp vagonları kapatıyorlardı ve yer bulabilmek imkânsız hale geliyordu. Tam bilet buluyorduk, bu sefer de iş durumlarımız o günler yolculuğa çıkmaya uygun olmuyordu. En sonunda evren bize ışığını gönderdi ve her şey tam olması gerektiği gibi olması gereken zamanda kendiliğinden oldu, biletimizi hem gidiş hem dönüş tren olacak şekilde yataklı vagondan aldık. Şimdi sıra diğer iş ve işlerdeydi :)

Bizi, Eskişehir’den Ankara’ya getiren yüksek hızlı tren (TıklayınızAnkara Yeni Garı’nda duruyor. Doğu Ekspresi ise Ankara Eski Garı’ndan kalkıyor. Aman dikkat, bu iki gar iç içe geçmiş durumda. Birbirleri arasında üst geçit gibi bağlantı koridoru var. Bunu neden söylüyorum şimdi açıklayacağım, gülmeye hazır olun. Doğu Ekspresinin ilk durağı Ankara İli Ankara Eski Garı gözükse de şuan BaşkentRay Projesi (Ankaralılara metro standardında demiryolu ulaşım hizmeti verecek) kapsamındaki çalışmalar nedeniyle ilk istasyondan trene binemiyorsunuz ve bir sonraki istasyon olan Kırıkkale İli Irmak İstasyonundan sefere başlıyorsunuz. Aradaki mesafeyi otobüs aktarmalı yapıyorsunuz. Bu otobüsler de Ankara Eski Garı önünden kalkıyor. Eskişehir yüksek hızlı treninden inince eğer bahsettiğim bağlantı üst geçidini kullanmaz ve Ankara Yeni Garı’ndan dışarı çıkarsanız, sizi diğer garın önüne taksi ile götürmeyi teklif ediyorlar, aman dikkat yani. :))))
Güne hususi araçla başlayıp yüksek hızlı tren ve otobüs seferi ile devam edip Irmak İstasyonunda Doğu Ekspresimize kavuşuyoruz. Bir de ne görelim! Git git bitmiyor tren, bir türlü kendi vagonumuza ulaşamıyoruz. Normal zamanında 6 adet vagon olan trene 6 adet vagon daha ilave edilmiş ve olmuş 12 vagon. Sıralamayı lokolotif, pulman, yemekli vagon, örtülü kuşetli ve yataklı vagon olarak yapmışlar (Vagonlar Nasıl? yazısını okumak için: Tıklayınız), başta ve sonda jeneratörler ve lojistik vagonları bulunuyordu. Vagonumuzu bulmanın keyfi içinde yüksek merdivenleri atlayarak içeri girdik. Odamızı yani kompartımanımızı da bulduktan sonra attık içeri kendimiz koltukların üstüne “oh be” dedik :)
Yolculuğumuz gidişte 27 saat dönüşte 26 saat sürdü. Vagon artışının olmadığı zamanlarda yolculuk planlandığı şekilde 24 saat sürüyormuş, benzer şekilde de ağır kış şartlarında 30 saate kadar çıkabiliyormuş. Tren, yaklaşık 2000 kilometre yol yapıp 54 tane büyüklü küçüklü istasyonda duruyor. 
Köy/kasaba istasyonlarında 5 dakika kadar durup yolcular inip/biniyor. İl merkezli büyük garlarda 10 dakikaya kadar yakın duruyor. Gece saatlerinde gelen ikmal istasyonlarında ise trene yakıt ve su ikmali için daha uzun süreli bekleme oluyor, ama sigara tiryakileri dışında inilecek ne saate denk geliyor ne de ortama. En eğlenceli gar; Erzurum Garı, sizi müzikle karşılıyorlar. Bu istasyonda cağ kebabı siparişleri tren yolcularına ulaştırıldığı için 15-20 dakika kadar duraklama yapılıyor. Meşhur tespih satıcısı ile bu istasyonda tanışabilirsiniz. Gar içindeki bakkaldan küçük ihtiyaçlarınızı temin edebilirsiniz, kıtlama şekeri almak isterseniz bakkaldan alabilirsiniz.

Şimdi n’apıyoruz? Kalkıp oynamayanlara küsüyoruz :)