Pazar, Temmuz 16, 2017

GÜLDERMAN ÇİFTLİĞİ

GÜLDERMAN ÇİFTLİĞİ
Üniversite yıllarımın sonuna kadar yaşamımızdaki birçok sürpriz karşılaşmanın bir tesadüf olduğunu düşünüyordum.  Bazen bu tesadüflerin zaten kaderimizde yazdığını bazen de tamamen şans olduğunu düşünüyordum. Şimdiler de ise -uzun bir süredir- tevafuk bilincinde bir bakış açısıyla yaşıyorum her anımı. Bu muhteşem teslimiyet duygusu, sonsuz kapıların göz alıcı bir görkemle açılmasını sağlıyor. Hiç kayıp olmayan ve hep kazanım sağlanan bir yaşam, deneyimler, olaylar, kişiler; vakti zamanı gelince karşımıza çıkan, biz hazır olunca bizimle yaşamları keşisen… İşte en büyük kazanımlarımızdan biri de Gülder MERGAN ÖZKAN

Gülder hanım, uzaktan baktığımızda bir çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı, yakından tanıdığımız da ise bir derya deniz. Hastalıkların tedavisinde, doğal yöntemlerin ve bedenin gücünü görmüş; tedavi yolunda rotasını güç odaklarınca kaybeden ve yardım sinyali gönderen birçok kişinin kendini ve bedenini keşfetmesinde konvansiyonel/allopatik tıbba bütüncül yaklaşımla fitoterapi ve homeopati yöntemler sunan özel bir insan. Fiziksel bedenimizin görüneninden çok daha öte zihinsel ve duygusal boyuta sahip olduğunu düşünerek, kişinin/hastanın ihtiyaç duyduğu desteği hoşgörüsü ve içtenliğiyle koşulsuz olarak sunuyor. Her bir hastası ile özel olarak ilgileniyor, tüm şikâyetlerini dikkatle dinliyor. Üstünkörü muayene veya ezbere ilaç reçetesi yazmaksızın kişiye özel süreci belirliyor. Her şey bir yana sadece hal-hatır sormak için yaptığımız sohbetler bile içinde gizli hazineler barındırıyor bizim için. 
Gülder hanımın muayenehanesinin dışında vücut sağlığımızı bozulmadan korumaya yönelik ailesinin diğer üyeleri ile birlikte yol aldığı bir başka adresi daha var: Gülderman Çiftliği. Bursa ile arası 70 km olduğu için dilim Yalova’da demeye varmıyorsa da Yalova ili Hacımehmet Köyü’nde 12 dönüm üzerine kurulu, temelde tıbbi ve aromatik bitkiler ile gdo’suz ve ata tohum meyve sebze yetiştirildiği, doğal ortamda beslenen serbest tavuk ve horozlar ile yumurtalarının olduğu, kuzuların bulunduğu, şekersiz beslenen arılarından doğal balın elde edildiği, sivas kangallarının yer aldığı, Temiz Gıda Ağı içinde yer alan ve yarınlara permakültür çiftliği olarak göz kırpan bir doğal yaşam alanı. Ulaşım için koordinatları: 
40,6157368
29,2360514
Gülder hanımın organizasyonu ile ziyarette bulunduğumuz çiftliğe ulaşım oldukça rahat. Yukarıda verdiğim koordinatları navigatöre işlediğinizde rotada sapma olmaksızın doğrudan çiftliğin kapısına ulaşabiliyorsunuz. Yolculuğumuzda bize sevgili Ekin ve annesi Nurcan hanım eşlik ettiler, diğer aileler ile çiftlikte kahvaltıda buluşmak üzere sözleştik. Çiftliğe gelince aracımızdan aperatif olarak hazırladığımız yiyeceklerimizi ve sürpriz hediye kolilerimizi (!) alıp indik. Girişte bizi Önder bey  -Gülder hanımın ağabeyi- karşıladı. Gülder hanım ve diğer aile üyeleri üst kısımda kahvaltı sofrasını hazırlamak ile meşgullerdi. Kolilerimiz ile yürürken Gülder hanımda girişe doğru gelmeye başlamıştı bile.
Küçük Ekin ve Bade, kucaklarında taşıdıkları kolileri kıkır kıkır gülerek Önder Amcaları ve doktor teyzelerine verdiler. Çünkü kolilerdeki sürpriz hediyemiz kendi kümeslerimizde yetiştirdiğimiz piliçlerimizdi :) bizim ufaklıklar hemen çiftliğin sahiplerinden olan diğer tavuk ve horozların arasına hızlıca karıştılar. 

Harika bir sofra bizi bekliyordu. Gelen tüm aileler büyük bir memnuniyetle masaya geçtik. Çiftlik ürünü domatesler, salatalıklar, yeşillikler, ballar, özenle pişirilen menemen, sıcak sıcak gelen çaylar; mmmmmm, mis mis! Tekrardan teşekkür ediyor ve ellerinize sağlık diyorum.
Daha sonra bizim kızlar ve diğer çocuklar tavukları beslemeye başladılar. Doktor teyzelerinin rehberliğinde kümesleri ziyaret ettiler, suluklara baktılar, kucağına alabilen tavuk yakalamaya koyuldu. Tavukların ziyaretini kuzular renklendirdi. Daha sonra tüm çocuklar doktor teyzelerinin ellerini tutarak kangal köpeklerinin yanına gittiler. Önder amcalarının köpeklerin yemeğini hazırlamasını takiben kangallarla tanıştılar. Çocuklar, tavuklara, kuzulara, kangallara dokundular, kokularını aldılar, konuştular, göz göze geldiler, neler yediğini gördüler… onları hissettiler, onları yaşadılar… kitaptaki resimlerden değil, kendinden öğrendiler.
Önder amcalarının rehberliğinde, meyve ve sebze tarlasına girdiler. Yaprakların arasına saklanan doğal salatalıkları buldular, kütür kütür yediler. Süs kabaklarını seçip kendilerine çiftlik hatırası olarak birer tane aldılar. Çilek tarlasında beyaz çilek avına çıktılar. Beyazlar bitince, kırmızıları hüplettiler. Ekili sebzelere baktılar, biberleri tanıdılar. Tarla yorgunluğunu da balla tatlandırılan limonatayla attılar. 
Doktor teyzeleri onları tıbbi bitki alanında şifalı bitkiler ile tanıştırdı. Bitki makası ile çiçek toplamasına yardım etti.  
Günümüz asfalt ve site çocukları doğa ile bütünleşti. Kimini tavuk gagaladı, kimi toprakta kaydı düştü, kiminin ayağına diken battı, kimi salatalığı nasıl koparacağını öğrendi, kimi çiçeklerin üzerinde gezinen arıları yakından gördü. Yukarıda bulana kümeslerden aşağıya düşmeden inmeyi, birbirine yardım etmeyi, oynamayı, anlaşmazlık olsa bile birlikte çözebilmeyi öğrendiler. Terlediler, kirlendiler, yorulup bir köşeye çekildiler. Hayatı yaşayarak öğrendiler. Sadece çocuklar mı? Hayır! Aslında onların aileleri de –yani bizler- öğrendik birçok şeyi (belki de yeniden)… Günü de küçük hatıralar ile bitirdik.
Sevgiyle!