Cumartesi, Eylül 08, 2018

NİLÜFER MÜZİK FESTİVALİ 2018

NİLÜFER MÜZİK FESTİVALİ 2018
Nilüfer’den bir müzik festivali daha rüzgâr gibi geçti. Bu sene dördüncüsü düzenlenen Nilüfer Müzik Festivali NilüferFest, bir organizasyondan öte adeta canlı bir organizma gibi büyüyor, gelişiyor ve değişiyor.

Kimi zaman hizmet ettiği sınırlarda ikamet edenlerin taleplerine göre hizmetlerini şekillendiren kimi zaman da yenilikçi hizmetlerini ikamet sahiplerine sunan Nilüfer Belediyesi öncülüğünce başlayan 2015in müzik etkinliği, 2018 ve sonrasının kapsamlı müzik festivaline dönüşüyor. İlk senesini 2015 yılında yaşayan festival, dördüncü senesi 2018 yılında başladığı noktadan artık daha farklı bir noktada yaşamına devam ediyor. İşitsel bir şölen sunan müzisyen ve müzik grupları artık çok daha profesyonelce programlanıyor. Festival alanının yeme-içme standları, tanıtım-satış standları, sağlık&güvenlik noktaları ve ekipleri, protatif tuvaletler, görsel temalar, ses ve ışık düzenleri, video çekimleri, duyurular, sosyal medya hesapları yine aynı şekilde stratejik yönetim planlarıyla çok daha bilinçli, özenli, dolu dolu işinin uzmanlarıyla tasarlanıyor, hazırlanıyor ve katılımcılara sunuluyor. Lokal bir etkinlik olarak el bebek gül bebek hayatımıza katılan Nilüfer Müzik Festivali NilüferFest ilk senesinde bağış karşılığı olarak ifade edilen temsili 5 tl bir bilet bedeline sahipken bugün ulusal bir üne kavuşarak 150 tl.lik bilet ederine ulaştı.


Arz mercii Nilüfer Belediyesi ve organizasyon işbirlikçileri, geçmişten sağladıkları ve bugüne arttırdıkları talep kitlesi ile sadece sosyal hizmetlerinde artı değer kazanmıyor tabii ki, gözle görülür bir caziplikte kâr edilmesinden dolayı festival artık sadece müzik şöleni olarak yönetilmiyor. Dengelerin değişmesi terazinin kefelerinin de değişmesi olarak realize oluyor. Bir kefe yükselirken karşılığında kefe onun yükselmesi için aşağıya iniyor. İşitsel şölen yükselirken kontrol mekanizması zayıflamaya başlıyor. Yükselen işitsel şölenin desteklenmesi için maddi akışın sağlanması gerekiyor. Maddi akış için kaynakların tedarik edilmesi gerekiyor.

Silsile böyle devam ederken bir bakıyoruz ki bebek NilüferFest büyümüş. Yapılan profesyonel çalışmaların bir işletmeci gözüyle bakıldığında hedefine ulaştığını görüyoruz. Başarıya ve büyüdüğüne sevinirken dejenerasyona üzülüyoruz. Yine elimizde olanın kıymetini kaybettiğimizi düşünüyorum gelenekselci taraftan bakınca. Yenilikçi taraftan bakınca ise işletmeci gözüyle görüp tebrik ediyorum.

Nerde o eski NilüferFest’ler diyeceğimiz yıllara adım attığımız şu yazımda  NİLÜFER MÜZİK FESTİVALİ 2016 yazdıklarımı bulamadığım bu seneki festivalde, organizasyonun kesinlikle harika yapıldığına inanıyor, iç disiplinin kişinin kendinde olduğunu düşünüyorum. Katılımcılara her türlü yeme-içme imkânın olduğu alanlarının fütursuzca çer-çöp içinde bırakılması, iki adım ötede konumlandırılan çöp kovalarına yürümek yerine hafta içi güzelliği bir başka olan kent ormanında ağaç diplerine plastik bardakların, su şişelerinin, içecek kutularının, kâğıtlarının atılması, özgürlüğün veya bireyselliğin sınırlarının çizilememesi, aile otoritesinden uzaklaşmanın akran grubuna kendini ispat zorunluğuna sokup sınırların kaybolması, müziği dinleme ve sanatçıyı izlemenin illa ki asileşme ile ifade edileceğinin düşünülmesi ve dizi dizi sıralanmış açılır kamp sandalyelerini ve sahipleri ve onların eşyalarına taşkınlık ile festival kafasının ifade edilmesi, önceki festivalde olandan farklı alkol tüketimin her alana serbest bırakılması ile en çok alkol tükenin en popüler kişi olacağı sanrısı, büyük bağırışların/seslerin olmazsa kankalık bağını gösteremeyeceği inancı; iç disiplin ile ilgili. Hatta festivalin yapıldığı kent ormanının çevresinde oturan semt sakinlerinin günlük kullandıkları sokaklarında, site ve evlerinin girişlerinde, yol üzerine her gün park ettikleri araçlarına, o semtin esnafının dükkanın önünde -kaç tane sivil ve üniformalı polis koyarsanız koyun- yapılan taşkınlıklar iç disiplinle ilgili.

İşte festival büyürken bu görüntü de büyüyor. Kâr marjı, bu talebi karşılamak için can atıyor olabilir; amaaaa, bir de aması var nerde o eski NilüferFest’ler. Neden müzik keyfi yapmak isteyen gençler ve aileler bu güzide festivalde azınlığa düşsün?

İç disiplin için eğitim şart.  Yarının büyükleri çocuklarımız ve gençlerimize küçük yaştan itibaren kendi otokontrollerini yapabilecekleri, kabul görmenin taşkınlık ile olmayacağını bildikleri, dejenerasyona hayır diyebilecekleri, bilimsel ve düşünce sistemlerini içeren eğitim programları sunmalıyız. Zihinlerini geliştirmeli kalplerini gerçek sevgi ile doldurmalıyız. Değerlerimizi ve yarattığımız güzellikleri kaybetmemek için çok caba sarf etmeliyiz.

Nilüferdeysek; gülümseye devam edelim sevgili arz mercii…


Önceki Yazı:

Festival Sosyal Medya Hesapları: 

Pazar, Ağustos 12, 2018

HAMAK FESTİVALİ 2018

HAMAK FESTİVALİ 2018
Geçen yaz ilki düzenlenen hamak festivali sonrası festivalin daha da renklenerek devamının gelmesini dilemiştik ve dileğimizin bu sene gerçekleştiğini yapılan duyurularla gördük (Bir önceki hamak festivali yazısını okumak için: TIKLAYINIZ).
Hayatımda bazı rutinleri oluşturmak hoşuma gidiyor. Anılarım arasında yolculuk yaparken tren vagonları misali peşi sıra gelen hatıralar öncesi, daha öncesi, daha da öncesi şeklinde gözümün önünden geçerken veya fotoğraflarına bakıp notlarımı okurken büyük keyif veriyor. Bir dönem –bu kadar kalabalıklaşmamış iken- rutinim Gölyazı ve Tirilye idi. Halen oraları çok severim lakin hafta sonu kalabalıklığından dolayı artık iki kez düşünerek program yapıyorum. Bu durumda bilinçaltım, konforumu ön plana alarak rutinim Leylek Şenliği’nin yerini de belki Hamak Festivali ile yer değiştirmiş olabilir. Öyle olduysa da bilinçaltıma bu değişiklik için teşekkür ederim. (Önceki Gölyazı, Tirilye ve Leylek Şenliği yazılarının bağlantılarına bu yazının sonunda ulaşabilirsiniz.)
Bu sene geçen seneye göre daha hazırlıklı, daha kapsamlı daha dolu dolu bir line-up’a sahip bir hamak festivali bizi karşıladı. Organizatör ve koordinatörlere bir katılımcı olarak teşekkür ederim. Gözümün geçen seneden aradığı ise derneklerin kermes tarzı açtıkları el yapımı yiyecek stantlarıydı. Tabii bunlarda damak tadı, herkese hitap etmiyor olabilir. Sadece hatırladığım çok lezzetli Arnavut böreği satışıydı. Standlar geçen seneye göre daha yan yana hizalıydı. Böylelikle standları gezmek çok daha kolay oldu. Ama seneye aralarını biraz açsalar iyi olur zira fazla iç içe oldukları için ve tüm ziyaretçiler merak dolu olduklarından aynı anda teşhir ürünlerini inceleme hevesi bir anda stand başında yoğunlaşmaya sebep oluyordu. Bir de sanki geçen sene müzik dağıtım ses sistemi daha mı farklıydı? Sanki hamaklarımızda sallanırken dinlendirici uyku müzikleri kulaklarımıza geliyordu diye hatırlıyorum. Yazımın bu kısmının ilgililerce dikkate alınacağını biliyorum.
Festival, bu sene 11 ve 12 Ağustos cumartesi-pazar günleri Balat Atatürk Kent Ormanı’nda gerçekleştirildi. Biz miskinlik için Pazar gününü seçerek, çantamızdaki bir termos dolusu sımsıcacık çayımız, pufuduk bazlama ekmeğine hazırlanmış tostumuz, yazın vazgeçilmezi mis kokulu domates-salatalık söğüş salatamız, termos muglarımız, mataralarımız ve arabanın bagajında daimi eşya statüsüne ermiş kamp sandalyelerimiz&masamız&hamaklarımız ile uyandığımız gibi erkenden hatta festival başlama saatünden önce festival alanına doğru yola koyulduk. Orman içine girip iki hamağın birbirini görebileceği, iplerinin yetebileceği, güneş tepeye çıktıkça gölgeliğin halen korunabileceği ağaçları bularak hemen hamaklarımızı kurduk. Yahu bazen kaçtır kurduğunuz hamağınızı kuramayabiliyorsunuz, düğümünüzü yanlış atmış olabiliyorsunuz. Biz de nasibimizi aldık, aynı hamak üç kere yanlış bağlanır mı? :)))) Popo üstü toprağa inince anlıyorsunuz :))) Neyse ki festival programında düğüm atma ve hamak kurma teknikleri atölyesi programı vardı da; acemiler veya telaşlıgiller için kurtarıcı bir açık hava workshop idi.
Sokak oyunları, çocuk oyunları, çocuk etkinlikleri yine program içindeydi. Hamakseverlerin çocukları hemen kaynaşıp oyunkurucuların yönlendirmesiyle gayet güvenli bir ortamda rahat rahat oyun oynadılar. Koştular, yoruldular, terlediler, yere düştüler, kirlendiler. Düşenlerden kimilerinin dizlerinde yaralar oluştu, umursamadan kalkıp oyuna devam ettiler. Kimileri oyunda yandılar, oyun dışına çıktılar, gözleri doldu ama oyuna katılmak için sıra beklediler. Kimine okulöncesi etkinlikler çok eğlenceli geldi, aktivitesi biten ya bir sonraki aktiviteye geçmek için sabırsızlandı ya da o kadar çok beğendi ki sandalyesinden inip paylaşmak istemedi. Hır-gür olmayan ve güvenli bir oyun alanı ana-babaları rahat ettirdi. Kent ormanı içindeki ahşap oyun parkı da her park gibi dopdoluydu. Suni oyun alanları olarak ücretli şişme oyun alanları da –biri kaydırak biri zıp zıp- benim tercihim olmadığından bana cazip gelmedi, hatta misyonu nüans farkına sahip böyle bir festivalde hiç olmamalarını tercih ederim.
Festivalin cumartesi gecesinde ateş gösteri (poi) ve ışık gösterisi, pazar gecesin de ise Sunay Akın söyleşisi ile her iki gün gün boyu müzik yayını ile pazar akşamüstü saatlerinde akustik konser vardı. Sabah yogası, düğüm teknikleri eğitimi, ebru atölyesi, toprak saksı boyama atölyesi, bez bebek/yastık boyama atölyesi, keçe kuzu yapım atölyesi, seramik kil hamurundan etkinlikler gibi birçok etkinlik program dâhilindeydi. Program harici olanlar ise sizin keyfinizin kahyasının arzu ettikleriydi; hamakta uyumak, hamakta sallanmak, kitap okumak, dergi okumak, kahve keyfi yapmak, orman içi koşu ve yürüyüş yapmak, çadır kurmak, arkadaş ortamınızla sohbet etmek… 
Telaşe içinde bir saate veya birkaç saate sığdırmaya çalışmayıp, kapıdan uğrar bakar kaçarım diye düşünmeyip, miskinliğin gerçek anlamda dibine vurup fark etmeden tüm gününüzü yayılmacı bir hoşlukla geçirmeyi düşüyorsanız; burası size göre!

Daha fazlası için:
#bursahamakfestivali


Metin içinde geçen yazılar:

Cumartesi, Ağustos 11, 2018

Türkiye Trial Şampiyonası BURSA TRIAL OFF ROAD

Türkiye Trial Şampiyonası
BURSA TRIAL OFF ROAD
Bazı ilgi alanları, hobiler, meraklar, heyecanlar genetiktir. Ailenizden miras alırsınız, aile ve arkadaş ortamında geliştirir ve büyütürsünüz. Ondan sonra o merak, artık sizin olur ve yola tutku olarak devam edersiniz. İşte benim bu outdoor merakım da genetik olarak babamdan geliyor. Bütün çocukluğum babamın maceracı ruhunun çizdiği yörüngede geçti. Küçükken babamdan, babaannemden, büyük teyzemden, anneannemden, büyük ninemden dinlediğim olağan hikâyeler dizisi vardı. O da; babamın sokağın başından sonuna kadar motorla nasıl hızla geçtiği, büyük ninemlerin evinin önünden geçerken o dönem çocuk olan ve İstanbul’dan ziyarete gelen annemin uykudayken babamın deli-kanlı motoru sürüşünün çıkardığı sesle uyanacağı telaşı, babamın daha gençlik yıllarında komşunun damına uçma kazası, babamın Uludağ geri vites araba yarışı, ailece izleyici olarak gittiğimiz Yeşil Bursa rallileri, bot offshore yarışları, babamın efsanevi siyah beyaz cool fotoğrafı, tatil programlarının otelden bağımsız serbest rota yapılması, sıcak-soğuk-rüzgâr-güneş-kar-uzak-yakın demeden bazen yayılmacı bazen ayaküstü yapılan piknikler, hep bir karavan hevesi… Genetik kod böyle olunca devamı arkadaşlarla hikingler, trekkingler, keşif gezileri, kamp ateşi, dağ-tepe-çayır-çimen ile geliyor. E kalbinizde benzer ilgi alanına sahip kişilere atıyor tabii. Eşim de doğa sporlarına, motor sporlarına, adrenalin sporlarına –benim hiç cesaret edeceğim dalış ve paraşüt aktivitelerine-, doğaya aşık maceraperest bir ruh. Ortak hayalimiz karavan. Belki bu hayal -çocukluğuma yetişmedi ama- yetişkinliğime yetişir. Belki de genetik mirasımız kızımıza geçer ve onun bir karavanı olur. Zira armut dibine düşer misali kızçe doğanın, doğa sporlarının, alternatif sporların, eğitimde bile alternatif modelin, içinde doğdu ve içinde büyüyor.
Uzun bir girizgâhtan sonra, birçok arkadaşımızın sevdalısı olduğu/üyesi olduğu/yönetiminde olduğu/başkanı olduğu BASK (Bursa Alternatif Sporlar Kulübü) tarafından Nilüfer Belediyesi katkılarıyla düzenlenen 2018 Türkiye Trial Şampiyonası’nın üçüncü ayağı olan Bursa yarışlarındaydık. 11 ve 12 Ağustos cumartesi ve pazar günlerinde düzenlenen yarışa biz cumartesi günü izleyici olarak katıldık. Artık aracın bagajındaki kamp sandalye&masamız ve kamp çantamızı biliyorsunuz, ilavemiz yerine göre şapka ve taze yiyecek&içecekler oluyor. 
Cumartesi günü Gölyazı’da açılışı yapılan yarışın gösterişli 4x4 araçları, açılıştan sonra konvoy halinde Fadıllı’ya geldiler. Offroad alanı olarak iki alan düzenlenmişti; biri Fadıllı merkezinden içe girişte daha ileride kamp, stand, deneme sürüşleri ve konser alanı bölgesi ile parkurların oluşturulduğu, yarışların start aldığı ve izlendiği dağa doğru yukarı çıkarak ulaşılan Fadıllı Yamaç Paraşüt Alanı Atlama Tesisleri bölgesi.
Bu ekstrem sporlar izlenirken de yapılırken de büyük efor istiyor. Asfalt dışı engebeli arazide belirlenen güzergâhlarda ilerlerken sadece rakiplerinize meydan okumuyorsunuz aynı zamanda da kendinize meydan okuyorsunuz. Belki de en büyük adrenalin bu hissin altında yatıyor, kişinin kendi sınırlarını zorlamasında. Değişen zemin şartları ile koordineli bir direksiyon hâkimiyeti bireysel veya co-pilotlu yarışlarda etabı tamamlama durumunu belirliyor. Pilotlar araç içi mücadelesini verirken biz izleyiciler de yakın bir heyecanla tozun toprağın birbirine karıştığı mücadeleyi izliyoruz. İzlerken de sanki elimizle tutuversek çamura veya zemine batan uzaktan oyuncak jipi andıran arazi aracını kurtaracakmışız gibi hissediyoruz. Bezen de co-pilottan daha daha öte yönlendiriyoruz coşkulu seslerimizle pilotları.
Bu yarışlarda da aynı hisler içindeydik. Belirlenen yol dışı arazi (off road) güzergâhını belirlenen süre içinde (trial) veya öncesinden bitirenler etabı kazanıyordu. Start tagının yer aldığı tepeden başlayan yarışlar, inişli çıkışlı kapıların işaretlendiği yol boyunca iki araçtan oluşan ekipler halinde yapıldı. Bazen ekibin ön aracı tepenin yukarısına çıkarken diğeri çıkamadı, halatla yardımlaştılar bazen de her ikisi birden çıktı. Bazen biri patinaj çekerek toprağa saplandı bazen de araç arızalanarak yarıştan çekildiler. Her durumda yardımlaşma ve centilmenlik devam etti. Biz de araçların mücadelesinin her anına şahit olabilmek için kapılarda oluşturulmuş tüm izleyici noktalarını ziyaret ettik. Drone çekimlerin yapıldığı yarışlarda muhtemel sağlık problemlerine karşı ambulanslar hazır bekliyordu. Yeme içme standlarının alt bölgede kalmasından dolayı yarış bölgesi olan üst bölgede sadece seyyar su satıcıları vardı.

Buuuuvvvvfff buuuvvvvvfff buuuuuvvvvffff motor sesleri ve uçuşan tozlar eşliğinde bir genetik miras daha bıraktık! BASK ailesine ve tüm koordinatörlere bu keyifli hafta sonu için teşekkür ederiz. Şimdiii, sırada ne var? :)


Not: Motor sporlarını her zaman en güvenli bölgeden izlemeyi sakın unutmayın.

Daha fazlası için:

Benzer yazılar:
Mahallearası Formula 1
GUNDOGDU - ATV SAFARI
İZNİK - Trip Vol.2
BURSA ENDURO BAHAR SENLIGI'12
BURSA ENDURO BAHAR SENLIGI'18




Cumartesi, Temmuz 28, 2018

BURSA ENDURO BAHAR SENLIGI'18

BURSA ENDURO BAHAR SENLIGI'18

Zaman dediğimiz kavram ne kadar da göreceli gerçekten. Şu dünya hayatımızda bizi zorlayan en zor kavramlardan biri olsa gerek. Yeri geliyor içinden çıkamayacağımız dilimler yaşıyoruz yeri geliyor oldu mu o kadar diyoruz. Yere yere sığıyor ne göğe. Ne elde tutuluyor ne avuçta kalıyor. Varsa yoksa anca zihinlerimizde.

6 sene önceymiş katıldığımız Enduro Bahar Şenliği, oysaki düşününce sanki geçen sene hadi bilemedin evveli sene gibi (Yazısını okumak için: TIKLAYIN).
 
Bu sene birer hafta arayla aynı kamp alanındayız: Kocayayla’dayız. Geçen hafta 3. Türk Dünyası Ata Sporları Şenliği için kampımızı kurmuştuk (Yazısını okumak için: TIKLAYIN). Geçen hafta Bursa’ya inmeden önce aynı yere bir sonraki hafta gelmeyi planladığımız için kampa devam edecek komşularımızla anlaşıp çadırımızı kurulu bırakacaktık. Son anda fikir değiştirip çadırı toplamaya karar verdik, hani olur da bir nedenden ötürü çıkamazsak çadırımızdan olmayalım veya daha sonra sadece çadır toplamak için yollara düşmeyelim dedik. İyi de yapmışız, üşengeçlik etmeyip çadırımızı toplamakla. Zira Perşembe ve Cuma günleri öylesine sağnak yağış yağdı ki, şehirde bile çok yerde sıkıntı yaşanırken dağda kamp komşularımız için de yağış zorluk yaratmış. Şenliğe katılmak son gün vazgeçince Cuma gecesi kanlı ay tutulması seyri Gökyüzü  Gözlem Etkinliğine katıldık. (Yazısını okumak için: TIKLAYIN) Perşembe ve Cuma günlerindeki yağış gökyüzümü terk edip Cumartesi sabahı hava günlük güneşlik olunca da "kontratımız mı var katılamayacağız diye, ha gayret, iş epi topu eşyaları arabaya yüklemeye bakar" dedik ve yola çıktık. Çok da iyi yapmışız. Bir gece önce yüzyılın ay tutulması yaşandıysa bu seneki Enduro’da da bizim için yüzyılın buluşması yaşandı, üç çadır cümbür cemaat kamp yaptık. Tabii daha gerçekçi bir gözle; gece konaklamalı piknik :))) diyebiliriz aslında biz buna. Kampın en güzel görüntülerini hayatlarımızdaki üç minnoş verdi. 
Etkinlik günü olarak belirlenen Cumartesi günü saat 11de organize edilen Baraklı ve Gököz Göleti çevre gezisine, henüz o saatte evde olduğumuz için katılamadık (Ama daha önceye ait Baraklı-Boğazova Mevkii trekking yazısını okumak isterseniz: TIKLAYIN) Saat 14 ve 15teki yoğurt yeme ile halat çekme yarışlarına da yolda olduğumuz ve alana varıp çadırımız kurmakla meşgul olduğumuz için katılamadık. Ormanın içinde olmak daha keyif verici geldiği için pek de acele etmedik. 17deki motocross yarışlarını alandaki standları gezerken fark edemedik diyebilirim. Bu seneki şenlik bizim etkinliklerden ziyade eş, dost ve arkadaşlarımızı görmek tatlı bir huzur almak üzerine kuruluydu. Gece düzenlenen konser ise ses ve ışık düzeni ile oldukça başarılıydı.

Kalabalık geçen haftaki şenlikten çok daha fazla idi. Ama buna rağmen tüm kamp ve şenlik alanında hiç uyumsuzluk yoktu. Sanki birer hafta arayla farklı şenliklere ev sahipliği yapan yayla, aynı yayla değil de ikisi içinde farklı yaylalardı. Buradan bir kez daha anlıyoruz ki her bir şenliğin kendine has bir katılımcı portföyü bir dokusu bir nüansı bulunuyor ve iç içe geçirmek her zaman sinerji yaratmıyor, bırak dağınık kalsın misali bırak her biri farklı tarihlerde yapılsın.

Her yaşadığımızın tevafuk olduğu idraki ile bu kampımızdan ne öğrendik dersek; bir sonraki kamp maceramız için mutfak eşyalarımızı daha farklı ekipmanlar ile değiştirmeyi ve minik canlıların doğal vücut fonksiyonları için anlık yürek kabartısı yaşamamayı… Ha bir de ne yaparsak yapalım ne edersek edelim senede bir yayla su borularını patlatmak kaderimize yazılmış :)))) Bunu artık biz, komşumuz ve yayla sorumlusu karakteristik bir Kocayayla kamp hatırası olarak kanıksıyoruz büyük bir sükûnetle :)

Cuma, Temmuz 27, 2018

KANLI AY TUTULMASI 2018

KANLI AY TUTULMASI 2018
Bu sene böyle bir merak oldu. Televizyonlarda ve sosyal medyada o kadar çok dile geldi ki, içinde bulunduğumuz 21. yüzyılın en uzun ay tutulması birçok kişinin ilgisini çekti. Ayın dünya, dünyanın da güneş yörüngesinde dönerken konumları itibariyle sıralamanın güneş-dünya-ay olduğu ve güneşten ışık alan ayın araya dünyanın girmesiyle ışık alamayıp karanlığa gömülmesi olan ay tutulması, ayın görünen yüzündeki ışık değişiminin kızarmasından dolayı ilgi çekici bir isme bürünerek kanlı ay tutulması olarak anılıyor.
Ay tutulması fiziksel bir gökyüzü olayı olarak değerlendirilirken aynı zamanda da birçok farklı bakış açısına kapı aralıyor. Kimi spiritüel konulara yelken açarken kimi insanlığın başlangıcına kadar gidip eski şaman adetlerine uzanıyor. En çok endişe veren kısmı da ayın çekim gücü etkisiyle yerküre üzerinde yaşanan veya yaşanması muhtemel gözüken doğa olayları oluyor. Tabi ki astroloji boyutu da temel başlıklardan biri.

Konunun ilgilerince “Ay tutulması, Türkiye'den 2018-2020 yılları arasında gözlenebilecek 6 tutulmadan ikincisinin gözlenebileceği tarih olan 27 Temmuz akşamı gerçekleşecek. Bu yüzyılın en uzun süreli Ay tutulması 1 saat 43 dakika devam edecek. Tam Ay tutulması ile uydumuz mükemmel bakır kızılı renginde olacak. Ayrıca 27 Temmuz'da Dünya ile Mars da birbirine en yakın konumda olacak. Bu da Mars'ın gökyüzünde oldukça parlak görünmesini sağlayacak. Güneş sisteminin en büyük iki gezegeni Jüpiter ve Satürn de astronomi meraklıları için bir gökyüzü şöleni sunacak. Ay ve Mars doğu ufkuna yakın olsalar da gözlenebilecek” deniyor. 
Bursa Amatör Astronomi Kulübü ve Bilim Teknoloji Merkezi'nin organizasyonu öncülüğünde ay tutulmasını seyretmek için Hüdavendigar Kent Parkı’na katlanır kamp sandalyelerimizi sırtlayıp elimize de termosumuzu ve muglarımızı alıp yola koyulduk. Dün ve gün içinde akşamüstü hava ciddi yağışlı olduğu için yoldayken gözümüzün bir ucu trafikte bir ucu da gökyüzündeki bulutlardaydı. Hava da serindi. Bulutlar ayı kapatmasaydı da gittiğimize değseydi düşüncesindeydik.
Hüdavendigar Kent Parkı’na ilk gelişimizdi. Astronomi Kulübü’nün toplanma alanına uzak olan diğer kapıdan giriş yapmışız. Bir bakıma da iyi oldu aslında, parkın içini gezme fırsatı bulmuş olduk. Hafif serin hava keyif verdi.
Toplanma alanına geldiğimizde kulüp tarafından kurulan teleskoplarla ayı görmek isteyenler uzun uzun kuyruk oluşturmuşlardı. Ayı tutulma dilimlerinde teleskopla gözlemlemek çok güzel olacaktı ama o sıraya girmek hiç cazip gelmedi. Biz de tutulma safhalarını çıplak gözle izledik. Kısmi tutulmayı ve bahsedilen kızarmayı rahatça gözlemledik. Daha ayrıntılı görmek için de internet üzerinde NASA bağlantısını açarak canlı yayını takip ettik. Ara ara da cep telefonları ile çekimler pek verimli olmadığından gökyüzü tutkunlarının tripot üzerine kurulu profesyonel fotoğraf makinelerinin ekranlarına misafir olduk.

İşte kızıl ay tutulması:
Ve burda da kızıl ay ile açılı sağ alt kısmında görünen kızıl gezegen mars:

Üzerine çokça yorum yapılan bu gökyüzü olayının hepimizin ortak en yüksek hayrına olması dileğiyle…


İlgili Linkler:
Nasa Canlı Yayını:
https://youtu.be/uqBStEIVF8o

Dünyanın farklı ülkelerindeki ay tutulması fotoğrafları:

Cumartesi, Temmuz 21, 2018

3. Türk Dünyası Ata Sporları Şenliği ve Kocayayla Kampı

3. Türk Dünyası Ata Sporları Şenliği ve Kocayayla Kampı
Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından, Türk kültürünün en değerli ata sporlarını gelecek nesillere tanıtmak ve Türk halklarının gönül birlikteliğini güçlendirmek amacıyla gerçekleştirilen 3. Türk Dünyası Ata Sporları Şenliği bu sene de Keles ilçesi Kocayayla Kamp ve Mesire Alanı’nda düzenlendi (2. Türk Dünyası Ata Sporları Şenliği yazısını okumak için: TIKLAYINIZ).
Kırgızistan, Özbekistan, Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan’dan sanatçı ve sporcular ile Türk coğrafyasından yoğun katılımın olduğu şenlik, Keles Kocayayla’da birbirinden özel sportif gösterilere sahne oldu. Cirit, rahvan, binicilik, güreş, kökbörü gibi yaklaşık 5000 yıllık ecdat yadigârı ata sporları Kocayayla’da tanıtıldı. Şenlikte dağ yöresi gelin alma, ipek üretimi, ipek halı ve kilim dokuma gibi kültürel değerler de tanıtıldı. 
Şenliklerde, geleneksel okçuluk müsabakası, atlı gösteriler, oba alanında farklı kültürlere ait tanıtımlar ve ritüeller, geleneksel çocuk oyunları ve yağlı güreş müsabakaları da yapıldı. Yapılan yarışmalarda dereceye girenlere ödülleri, şenliğe katılanlara da sertifikaları da verildi. Kocayayla’da 309 sporcu ve 150’nin üzerinde sanatçının katıldığı etkinliklerde sanatçıların Türk İslam eserlerine yönelik çalışmaları, mangala-Mas Güreşi ve manej alanında binicilik eğitimleri de ilgi topladı. Halk dansları gösterileri, konserler, sanatsal faaliyetler ve kültürel ritüellerin yer aldığı etkinlikte, Kocayayla’ya konumlandırılan yurt çadırları tarihteki 16 büyük Türk devletini temsil ederken, Orhun Yazıtları’nın bire bir örneklerinde ise yazıtların canlı anlatımları yapıldı. Osman Gazi’nin otağ kurduğu, Orhan Gazi ile Nilüfer Hatun’un düğünlerinin yapıldığı, bir cihan devletinin temelinin atıldığı Kocayayla, tarihi bir şölene mekân oldu. (https://www.bursa.bel.tr/ata-sporlari-rekor-kirdi/haber/26208)

Biz de geçen seneden tadı damağımızda kalan kampımızı hatırlayarak birkaç gün öncesinden hazırlıklarımıza başladık (Kocayayla Kampı yazısını okumak için: TIKLAYINIZ). Cumartesi sabahı erken saatte katık niyetine simitçi fırınından taze çıkmış simitlerimizi alarak yola koyulduk.  Köy/ilçe merkezine ulaşınca diğer yiyecek ihtiyaçlarımızı temin ettik. Rahat bir şekilde yaylaya ulaştık. Jandarma geçen seneki gibi bu sene de kamp alanına ulaşan yolu araç girişine kapatmış ve alt kısımda geniş düzlük alanı otopark olarak kullanılmasına izin vermişti. Ancak kamp eşyalarımızı tek tek taşımak zor olacağı için kimlik karşılığı iç otoparka ulaştık. Yine elektrik, su ve tuvalet kolaylığını sağlayan geçen seneki merkezi bölgede çadırımızı konumlandırmayı seçtik. Ve yine bu sene de geçen sene seneye de buradayım diyen komşumuzla çadırımızı yan yana kurduk. Yan taraftaki düzlüğü de gelecek olan arkadaşlarımızın çadırları için ayırdık.
Bu senenin en güzeli, çadırımızı o kadar kolay kuruşumuz oldu ki; önceki kamplardaki halimizi hatırladık. Ve bir başka güzellik de artık su hattının yerini biliyor oluşumuzdu, hiç biri patlamadı ve komşumuz, yayla sorumlusu ve bizim için beklenmedik bir aksiyon olmadı :))) Bu sene kamp ateşi yakamadık, çünkü bodur varilleri kendi alanlarını bantla sınırlandıran gürültücü şenlik gösteri ekiplerince zapt edilmişti. Mangal üstü ateşi ile yetindik. Ay ışığı da aynı ekibin spot lambalarının ormanı aydınlatmasından ötürü hüzünlenip yüzünü daha da silikleştirmişti. Sadece ay küsmemiş orman da küsmüş ve yaprak hışırtısı, ateş közü patlaması, dal çıtırdaması, toprak gıcırdaması daha da sessizliğe gömülmüştü tavla zarı sesleri, gece yarısına kadar süren birbirinden uyumsuz yüksek sesli müzik, açık alan kıraathanesi muhabbetleri yüzünden… Aşırı kalabalık ve kimin nerede dolaştığının anlaşılamamasının verdiği tedirginlikten de dolayı biz çadırımızdan fazla uzaklaşamadık. Geçen senenin sakinliği ve huzurunu aradık. Belki de çadırımızı yanlış yere kurduk. Geceye kalmadan gündüzden kestirebilseydik keşke.  Tabii bu sınırsızlığın*** tadımızı bozmamasına gayret ettik. Konfor 5 üzerinden 3 oldu.
Başlayan güzelliklerin, gösterilen çabaların, harcanan emeklerin yükselerek devam etmesi ve bozulmaması dileğiyle, hoşça kal 3. Türk Dünyası Ata Sporları Şenliği ve Kocayayla Kampı!

*** Bu sene bir farklılık vardı. O da Ata Sporları Şenliği’nin tarihi ile yöresel 52. Keles Kocayayla Kültür Şöleni’nin aynı tarihte aynı alanda yapılmasıydı. Bu bize göre büyük bir handikap olarak Ata Sporları Şenliği’ni gölgeledi. Çünkü, şenlik ve şölen programlarının kendi içinde birbirinden bağımsız bir dinamiği vardı. Bu bağımsız iki dinamik bir arada olunca uyumu sağlanamayan konforsuz kalabalık katılımcı profili oluşmuştu. Şenlik alanının stand düzeni ile şölen alanın seyyar tezgâh stand düzeni arasında dağlar kadar fark vardı. Kamp alanı iç otoparkında kurulan gezici oyun alanı, yol üstündeki eğreti satıcılar, kâğıt oyunları, halka atma oyunları,  birbirini kilitleyen araçlar, kamp alanı ziyaretçilerini doğa keyfinden alıkoyan spot lambalar, yüksek sesli müzikler, açık hava kır kıraathanesi oluşumu geçen sene yaptığımız kampın konforunu bu sene bize sunamadı. Bu konforsuzluğa, şenlik gösterileri gruplarının kamp alanında kendi aralarında gruplaşarak kurdukları kamp da bir başka olumsuzluk olarak katkı sağladı. Zira kırmızı bant ile çevreledikleri ağaçların arasında kurdukları 8-10 çadır grubu üyeleri, kampçılık kültüründen uzak olduklarını pervasız gürültücü tavırları ile birçok kamp sakinine gösterdiler. Umarım önümüzdeki sene ya bu organizasyonlar bir arada yapılmaz ya da her ikisi de yüksek güzellikle olur ya da birkaç saatliğine gün içinde yaylaya çıkarız ya da tekrar kampa şenlik dönemi gelmeyiz anılarımızla şenliği yaşarız ya da hiç gitmeyiz… bilemiyorum…

Cumartesi, Mayıs 12, 2018

UÇURTMA ŞENLİĞİ

UÇURTMA ŞENLİĞİ

Hani diyorlar ya “bir çocuk doğduğunda bir anne doğarmış”; o sözün devamı da şöyle olmalı: “sonra da anne hem çocuğunu hem de içindeki kendi çocukluğunu yeniden büyütürmüş”. Minik kızım büyürken adeta içimdeki o yaşlardaki minik beni de sevgiyle sarmalayarak ikisini bir arada büyütüyorum. Gözümün önünde fiziksel gerçek kızım koşup oynarken aynı anda kalbimle hayali bir minik ben de görüyorum koşup oynayan.

İşte yine böyle bir zaman sınırsızlığı içinde buluverdik kendimizi bu haftasonu, tam yeri ve tam zamanıydı. Bu haftasonu Nilüfer Belediyesi Nilüfer Kent Konseyi'nin "Nilüfer'de çocuk olmak ayrıcalıktır" diyerek  Uluslararası Spor Şenlikleri kapsamında Gölyazı’da düzenlediği Uçurtma Şenliği’ndeydik. Baharın gelmesiyle beraber Badişko geçen yaz Tirilye’de açık tezgâhtan aklı kalarak aldığı Hello Kitty uçurtmasını uçurmak istiyordu. Yazın birkaç kez uçurmaya çalışmış ama tadı damağında kalmıştı. Şehir yaşantısı işte, her ne kadar kış bitmiş olsa da akşam işten ve kreşten dönüp kalan kısıtlı zamanda apartmanlar arası uçurtma uçuramıyoruz. Çocuklar heveslerini kursaklarında biriktirmek zorunda kalıyorlar. Kaç kez de uçurtmamızı yanımızda taşıdık ama ya kamp alanının sık ağaçlı oluşundan ya da rüzgâr yetersizliğinden uçuramadık. Hal böyle olunca da haftasonu düzenlene uçurtma şenliğine teşrif etmez isek olmazdı :))

Hava nispeten bulutlu olsa da yağış yoktu. Rüzgar yeterince kuvvetli esiyordu. Kaptık hemen katlanır kamp masa ve sandalyelerimizi, attık arabanın bagajına. Yanımıza da aldık mı bir koca termos çayımızı. E yoldan da katıklarımızı hallediverdik. Uçurtmamızla düştük yola.

Uzun zamandır Gölyazı’ya gelmemiştim, daha bir kalabalıklaşmış, daha bir yerel turizm bölgesi haline gelmiş. Uçurtma uçurmak için Zambak Tepe’yi seçmişler. Anayoldan Gölyazı Sapağına girip tarlalar arasında ilerleyip Gölyazı’ya geldiğinizde jandarma ve zabıtalar şenlik alanına girmek için sizi henüz girişe tam gelmeden sola doğru yönlendiriyor. Tepe ayağında otopark olarak ayrılmış düzlüğe aracınızı park edip az bir eğimle yürüyerek şenlik alanına çıkıyorsunuz.

Şenlik alanında kurulan masalarda, uçurtmanızı düzenlenen atölye ile görevlilerle beraber yapabiliyorsunuz, yok ben yapamam derseniz hemen bizim uçurtmamız gibi profesyonel olmayan naylon uçurtmaları olan bir satıcıdan satın alabiliyorsunuz. Belediye en güzel uçurtma yarışması da düzenlemiş, şenlik saatine riayet eder erken gelirseniz kayıt yaptırıp katılabiliyordunuz, daha geç gelirseniz jüri dağıldığı için serbest uçuruyorsunuz. Nilüfer Belediyesince her ziyaretçiye birer kumanya hazırlanmış; içinde bir sade açma, bir paket meyve suyu, bir şişe su ve bir adet elma bulunan. Ve güneşten korunmak için de birer şapka. Ayrıca her katılımcıya her çocuğa ücretsiz kitap dağıtımı da vardı. En güzel hediyelerden biriydi. Biz de kitabımızı ileride okuma yazmayı öğrendikten sonra okumak üzere günün anısı olarak aldık.

Şimdi gelelim yazının başındaki ilk paragrafa :) Badişko uçurtmasının havalanmasını takip ederken ve diğer uçurtmalara bakıp heyecanlanırken; işte içimdeki minik ben de o heyecana katıldı. Üç jenerasyon geldiğimiz şenlikte, annem ve ben göz göze gelip benim çocukluğumda babamın bizi toplayıp götürdüğü uçurtma şenliği aklımıza geldi. Ne güzel günlerdi; eskiden Bursa’da Demirtaş’ta Uçurtma Şenliği düzenlenirdi. Sonra yitip giden birçok değerimiz gibi şehrimizin bu kültürel etkinliği de kaybolup gitti. Benim çocukluğum gibi o günleri hatırlayanlar eminim Demirtaş’ta düzenlenen Uçurtma Şenlikleri ile Çim Kayağı Şenliklerini hüzünle özlüyorlardır. Hatırlıyorum da o kadar keyifliydi ki. Hatta hiç unutmam çocuk halimde uzak doğudan –muhtemelen Çin- katılan yarışmacıların getirdiği kocaman ejderha uçurtmalar vardı gökyüzünde salınan; hani şu belgesel veya televizyon programlarından gördüğümüz. Ne kadar önemli bir kayıp anlıyorsunuz değil mi? Böyle bir şeyi görmek için ülkesine gitmeden veya televizyon gibi sanal bir ortamda izlemeden o sizin yerelinize geliyor, üstelik ticari kaygılar/trendler/markalar/dükkânlar gibi kültür erozyonu olarak değil yani. (Ha bir de işin başka boyutu var ki; o içler acısı. Kentimizde iç göç ile artan yeni nüfusun yerele adaptasyon yerine dağdan gelip bağdakini kovması, hadi kovamıyor da eskiyi bilmeden ahkâm kesmesi diyelim. Yenilenelim, değişelim, büyüyelim ama yozlaştırmadan.)

Bakalım, aileden geçen gelenek görenekler gibi daha başka hangi kültür ve alışkanlıklarımızı aktaracağımız faaliyetlerimiz olacak…

İlgili Yazılar:

Golyazi-Apolyont Golu

Golyazi, Second Edition







Cumartesi, Mayıs 05, 2018

HIDIRELLEZ

HIDIRELLEZ
Hayat size istediğiniz, arzu ettiğiniz, dilediğiniz, niyet ettiğiniz, hayal ettiğiniz her şeyi veriyor; ama kendi zamanlaması içinde. Bunun için sadece içtenlikle istemek gerekiyor. Maymun iştahlılıkla istenen her şey zaman süzgecinden geçerek eleniyor, geriye ari niyetler kalıyor. İşte bu yüzden zaman denen bu kavramı sevmiyoruz. Bir yanıklık edebiyatı içinde düşünüyoruz ki arzu ettiklerimize ulaşamadan hayat elimizden akıp gidiyor. Oysaki bir bilsek kalpten geçen saf dileklerin gerçekleştiğini…
Ben her bahar yenilenirim. Bir tek ben mi? Tüm doğa yenilenir, yaşam yenilenir. Yaşam sevincimizi artırmak için küçük ritüellerin peşinden koşarız birlik beraberlik içinde. Bunlardan biri de HIDIRELLEZ (İzleyiniz: HIDIRELLEZ). Küçüklüğümden beri her bahar 5 Mayısı 6 Mayısa bağlayan gece yarısı HIDIR ile İLYAS’ın dünyaya geldiğine, her yeri dolaştığına, bir sonraki yıl dünyaya gelişlerine kadar dilekleri olanların dileklerinin gerçekleşmesi için yardımcı olduklarına, bolluğu ve bereketi artırdıklarına inanırım.

Annemden öğrendiğim –ve kızıma da öğrettiğim- gibi gündüz küçük taşlar toplarım. Gece bahçeye, balkona, pencere pervazına -neresi müsaitse- o küçük taşlardan niyetimi simgeleştiririm. Bazen kibrit çöplerini kullanırım bazen de küçük kâğıtlara resmini çizerim. Bu dilekler bazen araba olur bazen ev olur, bazen evlilik olur bazen çocuk olur. Dileklerimi gül ağacı veya çiçek açan bitkilerimin yanına dizerim. Eğer balkonumda bitkim yok ise hiç üşenmeden evin diğer odalarından saksılarımı taşırım. Gece yarısı sabah ezanına kadar balkon kapısı veya mutfak penceresiyle birlikte mutfağımın bereketi artısın, sağlığımız sıhhatimiz yerinde olsun, sağlıkla yiyelim içelim diye erzak dolap kapaklarımı açık bırakırım.  Kimseye maddi olarak muhtaç olmayayım, kazancımın bereketi olsun diye bereket paraları hazırlarım, cüzdanımda saklarım. Evde ateş yakamam ama ateşin ve ateşin rengi kırmızın sıcaklığı, gücü, renk şöleni niyetlerimin enerjisini artırsın, kıştan kalan soğumuş donmuş kuytu köşeyi ısıtarak canlandırsın diye mum yakarım. Sonra kendimi yaradana her şey için şükrederken bulurum her seferinde. İşte dua saflığı budur. Her şeyden soyutlanarak her şey için mutlak güce sığınmak ve onunla bir olmak. Bu duygunun açamayacağı kapı yoktur. Tüm ailem için dua ederim, arzu ettikleri niyetlere kavuşmalarını arzularım. Diğer dualarımı da yapıp teslimiyet içinde uyurum. Bazen uykuya hemen dalarım bazen rüyalar âleminde dolaşırım ama her ne olursa olsun sabah ezanını duyar duymaz balkona koşar, bir sonraki Hıdırellez gününe kadar tüm niyetlerimin olacağına inanarak her şeyi toplarım. Taşlarımı, kibrit çöplerimi, kâğıtlarımı ya suya atarım ya da akan suda yıkarım. O sabah eve taze bir enerjinin geldiğini hissederim. Doğa uyanmıştır, yaşam uyanmıştır, insanlar yenilenmiştir. Gün içinde de eve kapanmak yerine yeşeren doğanın içinde vakit geçirmek üzere programlar yaparım.
Bu sene de her seneki gibi dileklerimi diledim. Ve tek bir fark ile! Bu sene gece yarısı olmadan Hıdırellez eğlencesi yaptık. Ve aslında böyle bir eğlenceye katılmak da benim eski niyetlerimden biriydi. Sene oldu katılmak istedim Hıdırellez’i bilmeyen arkadaşlarım vardı, sene oldu niyetlendik program yaptık bir şeyler oldu iptal ettik, sene oldu kararsız kalıp eyleme geçemedik, sene oldu program yaptık kızım dünyaya geldi ben gidemedim; derkeeeen kısmette yok diyerek niyetimi artık serbest bıraktım. Ve o niyet döndü dolaştı, süslenerek, bezenerek, daha da renklenerek çok güzel bir biçimde karşıma çıktı. Biz 4+2 kişi bir araya geldik, hesapsız plansız programsız (? mı acaba; belki bizim değil ama evrenin bir programının olduğu belli, bizi bir araya getirmişti).
Eğlence şart değil tabii. Eskiden modernleşme böylesine başını alıp gitmeden önce sokaklarda, köy meydanlarında konu-komşu dışarıya çıkar ortak şarkılar türküler sohbetler ortak yemekler ortak danslar ile ateş yakar, çoluk çocuk oynar, gençler bir araya gelir, büyükler kendi aralarında hasret giderir Hıdırellez’i kutlardı. Şimdilerde daha bireyselleştik. Bazılarınca bu eski adetler hiçten bilinmezken bazılarınca belirli kesimlere atfedildi, bazılarınca bundan utanıldı, bazılarınca şehir yaşantısında kutlanamadı. Neyse ki bu coşkuyu yaşamak isteyenler için büyük şehirlerde çeşitli mekânlar organizasyon yapmaya başladı. Yine bu organizasyonlara bazılarınca hadi biz de yaşayalım ve öğrenelim denilerek ortamda olmak için gidildi, bazılarınca sadece eğlenmek için gidildi, bazılarınca ne güzel vesile oldu hep beraber olacağız denilerek gidildi. Her ne niyetle gidilirse gidilsin herkes ortamdaki enerji yoğunluğuna dalarak hep güzel niyetler diledi. Nereden mi biliyorum? Çünkü bütün yüzler gülüyordu. Sadece içinde mutluluk olan insanların yüzleri güler de o yüzden biliyorum. Tebessüm, bilinçli bir zoraki eylemdir ama gülmek içten gelir, tutamazsınız.

Herkesin çok güleceği ve ari niyetlerine kavuşacağı bir yıl dilerim!

Benzer Yazılar:



Kısa Bilgiler:
1- HIDIRELLEZ DE ARTIK UNESCO LİSTESİNDE

Hıdırellez, UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne kaydedildi.

Türkiye ile Makedonya’nın birlikte hazırlayıp 2016 yılında UNESCO’ya sunduğu  “Bahar Kutlaması: Hıdırellez” çok uluslu ortak dosyası, Güney Kore’nin Jeju Adası’nda gerçekleştirilen Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması 12. Hükümetlerarası Komite Toplantısı’nda değerlendirildi ve UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne kaydedildi.

Doğanın canlanması ile bolluk ve bereket beklentisini simgeleyen Hıdırellez, Miladi Takvime göre her yıl 6 Mayıs’ta kutlanıyor. “Bahar Bayramı: Hıdırellez”  dosyasının UNESCO’ya kaydedilmesi, uluslararası alanda karşılıklı kültürel saygı ve anlayışı güçlendirmeye yönelik olarak Türkiye’nin gerçekleştirdiği faaliyetlerin önemli bir göstergesidir.

2- HIDIRELLEZ

Envanter Numarası : 01.0012 Kayıt Tarihi : 13.03.2013                                                                                       

Diğer Adları: Ağrice, Altı Mayıs, Aya Yorgi, Aziz George, Bahar Bayramı, Ederlez, Eğrice, Eğrilce, Hederlez, Hıdrellez, Hiderlez, Hızır ile İlyas, İderlez, İlkyaz, Mantifer, Mar Curcos, Ruz-ı Hızır (Hızır Günü)

Somut Olmayan Kültürel Miras Alanları: Doğa ve Evrenle İlgili Bilgi ve Uygulamalar; Sözlü Gelenekler ve Anlatımlar, Gösteri Sanatları, Toplumsal Uygulamalar, Ritüeller ve Şölenler

Coğrafi Dağılım (Unsur İçin Envanter Formu Gönderen İller): Afyonkarahisar, Amasya, Bartın, Bilecik, Çanakkale, Edirne, Elazığ, Giresun, Gümüşhane, Hatay, Isparta, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Karabük, Karaman, Kırıkkale, Kırklareli, Kocaeli, Konya, Mardin, Muş, Ordu, Sakarya, Samsun, Sinop, Sivas, Tekirdağ, Tokat, Uşak, Yozgat, Zonguldak

Hıdrellez, baharın gelişini kutlamak üzere Miladi takvimle 6 Mayıs’ta uygulanan mevsimlik bayramlardandır. Anadolu’da kış mevsiminden sonra doğanın canlanması ile bolluk ve bereket beklentisini simgeleyen gün 6 Mayıs’tır ve bugüne Hıdırellez denir. Temelinde Hızır kültürü bulunur. Aynı zamanda Hızır ve İlyas peygamberlerin yeryüzünde buluştuğuna inanılan gündür. Hıdırellez öncesi evlerde temizlik yapılır, çeşitli yemekler hazırlanır ve “hıdırlık” denilen bol ağaçlı ve pınarı olan mesire alanlarına gidilerek piknik yapılır. Burada çeşitli oyunlar oynanır, eğlenceler düzenlenir. Kimi yerlerde mesire alanının ortasında dev bir ateş yakılır. Ateşin üzerinden dualar ve mâniler söylenerek en az üç kere atlanır. Ağaçlara bez bağlanarak adak adanır. Çömleklerin içine dilekler yazılarak akşamdan gül ağacının dibine konulur. Ertesi gün bir araya toplanmış olan kadınlar, çömleği ortaya koyarak mâniler eşliğinde dileklerini yazdıkları kâğıtları çıkarmaya başlarlar. Kimi zaman da dileklerin Hızır’a ulaşması için istenilen şeyler küçük bir kâğıda yazılarak bir akarsuya veya denize atılır. Hıdırellez, Türkiye'nin pek çok yerinde doğanın canlanışıyla birlikte maddi ve manevi olarak kendilerini yeni bir yıla hazırlamak isteyen Müslüman ve Hıristiyan topluluklar tarafından aynı günde kutlanmaktadır.