Salı, Aralık 27, 2016

Başka Bir Yılbaşı: Sokak Partisi



Başka Bir Yılbaşı: Sokak Partisi

Ben bu yazıyı size gelecekten yazıyorum. Biz yeni yıla girdik efendim, haberiniz olsun :) 

Eski yılın bitmesine birkaç gün daha var ama biz şimdiden yeni yıla çoluk çocuk, cümbür cemaat, pür neşe, barış, sağlık, huzur, aşk, mutluluk, sevgi, saygı, hoşgörü, şans ve empati ile girdik. 

Bilirsiniz ki en güzel davetler sevdiklerinizden gelen sürpriz davetlerdir. Yine bir gün işteyim, çalışıyorum. Hava soğuk mu soğuk, puslu mu puslu, vücut kırgın mı kırgın. Boğazım yumuşasın diye adaçayı içiyorum. Telefonuma bir mesaj geldi. Bilgisayarda da işim var, bırakamıyorum. Biraz sonra okurum dedim. Sonra bir mesaj daha, bir tane daha, bir tane daha derken meraklanmaya başladım. Heyecanıma yenik düştüm göz ucuyla telefonun ekrana bakıverdim. Bir partiden bahsediliyor. ‘Yeni yıla merhaba diyoruz’ diyorlar. Sokak Partisi diyorlar. ‘Gidelim mi’ diye soruyorlar. Mesajlar üst üste geliyor. Böyle olunca heyecan ve gizem daha da artıyor. Aslında tahmin ettim nereden geldiğini. Belli bu dünyadan değil bu mesajlar, başka bir dünyadan geliyor. Yine de emin olmak istiyorum. İşimi de bırakamıyorum. Neyse ki bir fırsat yakaladım ve dayanamayarak telefonu elime aldım. Tam tahmin ettiğim gibi. Bingo! Çok uzak değil, Ağustos sonu bu parti hayalinin kurmuştuk. ‘Bu bahçede bir kutlama harika olur’ demiştik. ‘Bir barbeküye kimse hayır demez’ demiştik. ‘Yeni yılı burada mı kutlasak’ demiştik. Ama olur mu olmaz bilemedik. Niyet ettik hayallerimizi yeşermesi için bir tohum misali toprağa gömdük, beklemeye aldık. Mesajları okurken ‘olmuş!’ dedim, ‘filizlenmiş, yeşermiş, büyümüş, ele gelmeye başlamış’ dedim. Sevindim. Kıvandım. 

Bu yılbaşı, başka bir yılbaşıydı. Bu kutlama, başka bir yeni yıl kutlamasıydı. Bu parti, başka bir partiydi. İddialıydılar. ‘Başkayız’ (üzerini tıklayınız) diyorlardı. ‘Hazırlıklarımız ıyaptık, bekliyoruz’ diyorlardı. Nerden baksan başkaydı işte. Okulu başka, ekibi başka, öğretmeni başka, öğrencisi başka, velisi başka, çocuğu başka, Haliyle partisi de başka tabi. 
Hazırlıklara günler öncesinden sır içinde başlanmış. Bahçe hazırlanmış. Çam kozalakları toplanmış, çocuklarca boyanmış, kurutulmuş, iplere dizilip asılmış. Başka bir yeni yıl ağacı hazırlanmış, sorulmuş çocuklara, alınmış cevaplar, olmuş işte başka bir ağaç. Yeni yıl dilekleri oluşturulmuş, gece karanlığının üzerine kar beyazı yazılmış, bahçenin içine yer yerine asılmış. El birliğince kardan adam oluşturulmuş, tutkallanmış, boyanmış, giydirilmiş, bahçede konukları beklemeye başlamış. Tüm bahçeyi rengarenk ışıklar sarmış. Kalp balonlar sevgiyi artırmış. Servis masaları kırmızı beyaz hazırlanmış, mumlar, vazolar, cam ağacı dalları ile süslenmiş. Tam anlamıyla bir sokak partisinde olduğunu hissettiren variller içinde yanan odunlar ısınmaya yardım etmiş. Barbekü hazırlanmış. Servis personeli ateşi yakmış. İçecekler, salatalar, yiyecekler dizi dizi dizilmiş. Aile katılımlı müzikli ve dramalı oyunlar ve danslar için ses sistemi kurulmuş, profesyonel çılgın müzik insanları   (üzerini tıklayınız) gelmiş. 
E bunca hazırlıktan sonra geriye de çocuklarla ailecek eğlenmek ve yeni yıla erken girmek düştü bizim payımıza da :)
Mutlu yıllar! 

Çarşamba, Kasım 09, 2016

Şehirde Bisikletli Yaşam

Şehirde Bisikletli Yaşam  
Çıkardım başımı pencereden, baktım dışarı;
Gökyüzü, mavi. Tamam, dedim.
Güneş, sarı. Harika, dedim.
Ağaçlar, yeşil. Daha ne olsun, dedim.
Fırladım. Fırladık! Açtım dolabın kapağı. Açtık dolapların kapaklarını! Bir beyaz basic tshirt, bir gri eşofman, bir çift lastik ayakkabı. Bir büyüğünden, bir de küçüğünden. Tamamdır bu iş. 

Taktım gözüme güneş gözlüğümü, attım kızımı arkaya, rüzgârı da kattım önüme ve bastım pedalıma! Vuhuuvvvv! Bir türkü mırıldandım denir ya, işte öylesinden bir şarkı tutturduk biz de sırayla “küçük kurbağa ve kırmızı balık” :) 

Şehirde Bisikletli Yaşam, uzun süredir aklımdaydı. Sonunda bu yaz ilk adımı attım ve bisikletime kavuştum. Mutluyum. Aslında, hemen hemen her yaş dönemimde benim bir bisikletim veya bisiklet sürme keyfim oldu. Bu bisikletimin ise gönlümdeki özel yeri anne-kız ortak kullanabileceğimiz bir bisiklet olması. 
İlkokuldan önceki dönemleri belirten ilk çocukluk döneminde  -sanırım 4 yaş civarı- zihnimde çok net hatırladığım bir 3 tekerlekli çocuk bisikleti görüntüleri var. O zaman için bana oldukça ağır gelen, metal, gövdesi koyu lacivert ve sağ tarafında arka tekerleği durduran el freni benzeri elle çekilen bir freni olan bir bisiklet. Erkek kardeşim ile bindiğimiz. Kapı, duvar ve sehpalara çarptığımız. İnerken, binerken, acele ederken devrilip düştüğüm. Bacaklarımı morartan :) Bu yazıyı yazana kadar bu bisikletin bizim olduğunu sanıyordum ve yazının bu bölümüne o günlere ait bir fotoğraf koymak için annemi aradığımda öyle bir bisikletimizin Ihiç olmadığını söyledi. Sonra babam. Ve en son erkek kardeşim de hatırlayamadı. Kız kardeşim daha aramızda yoktu. Şimdi düşünüyorum, anılarımda oldukça canlı olan o bisiklet kimindi ve bizimle paylaşıyordu? Üst kat komşumuzun? Ailedeki diğer çocukların? Ahbaplarımızın çocuklarının? Ben bu yazıyı yazarken ailecek henüz hatırlayamadık ama o eskilere ait paylaşma duygusu daha da içime işledi, doğrusu, gözlerim doldu.

İşteee kendimizin sandığım o metal, kallavi, ağır mı ağır 3 tekerlekli çocuk bisikletinin benim bacaklarımda oluşturduğu morluklardan dolayı kızımın ilk bisikleti ebeveyn kontrollü tenteli plastik gövdeye sahip 3 tekerlekli bir çocuk bisikleti oldu. Bu bisikletlerde çocuğun ayakları pedala yetişip çevirebildiği yaşa geldiğinde yetişkin kontrolündeki yönlendirme çubuğu çıkabiliyor. Oturur kalkarken plastiğin bacaklarını moratmayacağını düşünüyorum. (Öyle çocukluk mu olur dediğinizi duyar gibiyim :) Olmaz tabi. Ama ana yüreği işte, canı acımasın kuzumun:) ) 
Not: Çocuklar için zincir ve pedalsız, tay tay denilen denge bisikletleri varmış. Ben bu yaz okul kampında kızımın bir sınıf arkadaşından öğrendim. Çok hoşuma gitti. Diğer çocukların da faydalanması için okulun bahçesine tüm sınıfın kullanıma hediye ettikleri bu bisikleti okul saatlerinde kızım da kullanıyor. Belki bu yaz biz de gündemimize alırız. Tavsiye derim. 

Son çocukluk denilen ilkokul dönemimde hemen her çocuğu hayali olan ve birçok ebeveynin klasikleşmiş yılsonu karne hediyesi sözü olan bir bisikletim oldu. Annem ve babamla bisikletçileri dolaşıp beraber seçmiştik. Rengini, markasını, modelini kendim seçmiştim. O dönemin en fiyakalı markasıydı. Fiyat farkına rağmen ailem bana parlak lacivert renkli iki tekerlekli bisikletimi almıştı. Kendimi çok özel ve büyük hissetmiştim. Arka tekerleğin her iki yanına takılan siyah renkli iki küçük denge tekerlekleriyle bisiklet sürme alıştırmalarına başlamıştık. Pazar günleri o dönemim tek parkı olan Kültürpark’a gitmek için günlerin geçmesi için sabırsızlanıyordum. Hafta içi sokakta da kullanıyordum ama parkta araçların olmadığı geniş alanda kullanmak bir başka duyguydu. Henüz o iki küçük tekerden kurtulamadan bir gün bisikletimi diğer komşu çocuklarının bıraktığı apartman boşluğuna bırakıp eve çıktım. İndim. Ama bisikletim yoktu. Çalmışlar. Bakın bu hatırama hâlâ üzülürüm. Çok aradık. Karakollara kadar gittik. Ama nafile. Bulamadık. (Ç)Alan da vicdanına yenilip getirmedi.  Oysaki ne kötüdür bir çocuğun hayallerini, keyiflerini ve anılarını çalmak! 

Sonraki senelerde babam çalınan bisikletimin yerine turkuaz renkli ve daha çok özelliği olan yeni bir bisiklet aldı. Hem fiyatı daha düşüktü. Hem de çok daha özellikliydi. Kontrapedal denilen bir fren sistemi vardı. Çok havalıydı :) Yokuş aşağı inerken sokağın sonuna geldiğimde pedalımı geriye doğru çevirdiğimde arka tekerlekte bulunan bu fren devreye girerdi, ben çok gösterişi bir şekilde bisikletimi U çevirir ve hızla yokuş yukarı çıkmaya devam ederdim. Onlarca kez yapardım. Tabi bunu becerebilene kadar kaç kez bisikletten düştüğümü, kaç kez bisikletle yerde süründüğümü, kaç kez dizlerimin sıyrıldığını ve kaç kez daha büyük çocukların bana güldüğünü yazmıyorum bile : )) Ne yollar aşındırdım bu bisikletimle ben!

Gençlik dönemimde bisikletim yoktu. O turkuaz bisikletime ne oldu, hatırlamıyorum hatta. Daha ilerleyen yaşlarımda ise artık yeni parkımız olan Botanik Park’ta bisiklet kiralayan büfeler açılmıştı ve orda bisiklet kiralamak gözüme daha cazip geliyordu. Çeşit çeşit bisiklet, iki tekerlekli tek sürücülü, iki tekerlekli çift sürücülü (velespit), üç tekerlekli kasalı tek sürücülü, dört tekerlekli çift sürücülü dört kişilik aile bisikletleri gibi envai çeşit bisiklet… Hâlâ severim.

Öyle böyle derken seneler geçti, zamanı geldi ve o zaman bu yaz oldu. Kızım ile hafızalarımızda, anılarımızda, yüreğimizde anne–kız ortak paylaşımımız olsun diye yeniden bir bisiklet sahibi olmaya karar verdim. Bir kız annesi olarak biraz da esprili olsun diye pembe bir vitesli 26 inch şehir bisiklet seçtim. Üzerine de çocuk koltuğu alarak monte ettim. HTP Design markasının 22-25 kg taşıma kapasiteli ve emniyet kayışlı Sanbas modelini tercih ettim. Bisiklete, arka tekerlekteki bagaj üstüne sıkıştırmalı sistemi ile oturtularak kadro bağlantısıyla monte ediliyor. Oldukça konforlu. Ardından kızıma dizlik, dirseklik ve kask alarak koruyucu donanımları tamamladım. 
Büyük bir hevesle anne-kız yollara düştük. Kız kardeşimin de aramıza katılmasıyla kalabalıklaştık, çemberimizi büyüttük. Bir arkadaşım ile de defalarca sözleştik ama henüz aynı saatlerde ortak program yapamadık, bu bahara tamamdır diyorum :) Site içinde turladık, evimizin yakınlarındaki koşu yolunda bisiklet kullanıma ayrılmış bölümde gezdik, mahallemizin sokakları keşfettik, yaz okuluna bisikletimiz ile gidip geldik. Yakın çevremizdeki market, eczane, kafe gibi yerlere araçsız bisikletimizle ulaşım sağladık. Önümüzdeki yaza - hatta bahara. havaların biraz ısınması yeterli- araca monte edilen bisiklet taşıma aparatı ile birlikte bisikletlerimizi alarak Botanik Park’a gitmeye niyetleniyorum. 
Biz nasıl başka çocuklu bisiklet kullanıcılarını görüp heveslendiysek bizi de gören komşularımız ve arkadaşlarımız bizim gibi heveslendiler. Seneye onları da aramızda göreceğimiz ümit ediyorum. Kışı atlatıp yaza çıktığımızda onları da aramızda göreceğiz gibi geliyor. Aslında bölgemizde bisiklet kullanıcıları oldukça fazla, çocuklar, gençler, yetişkinler... Ama çocuklu kullanıcıların /anne&babaların artması mühiş keyifli!

Umarım daha çok yol düzenlemeleri ve araçların bisiklet sürücülerine olan farkındalığının artmasıyla Şehirde Bisikletli Yaşam birçok ilçeye, semte ve aileye yayılır! 

Haydiiinnn ben kaçar, rüzgârı kaçırmayayım!

Perşembe, Eylül 22, 2016

PİA POLYA 1 YAŞ DOĞUM GÜNÜ

PİA POLYA 1 YAŞ DOĞUM GÜNÜ


En sevdiğimiz çizgi karakter Pia, 1 yaşında oldu bile!  Bir yaşında diyoruz ama o bir abla aslında, oyun ablası. Daha yakından tanımak istiyorsanız önceki yazıyı okuyunuz: Pia Polya.

Magnet oyun ve oyun kartları olarak özenle hazırlanmış bir dizi çocuk oyununun çizgi yüzü olan sevgili Pia’cık, çizeri annesi Nüket HOTALI AYDIN ve koordinatörü babası Doğan AYDIN’ın birlikte organize ettiği müthiş bir parti ile onu seven minikleriyle buluştu. Hassas Anne Ece KUMKALE ÇİFLİKLİ’nin kurucusu olduğu İstanbul’un en gözde duyusal oyun atölye merkezlerinden biri olan Hassas Anne Etkinlik Merkezi’nde gruplar halinde çocukların duyusal oyunlara katıldığı muhteşem bir parti ile markalaşma serüveninde ticari olarak 1 yaşına girdi. 

 

Parti videoları için linkleri tıklayınız:


Biz de ordaydık tabi ki! En güzel günlerimizden biriydi. Arkadaşlarımızın bu başarısına ve sevincine ortak olabilmek bizim için de büyük bir mutluluktu, gurur vericiydi. Uykusuz kaldıkları zamanların, yoruldukları zamanların, bunaldıkları zamanların, endişelendikleri zamanların güzel günlerin habercisi olduğunu biliyorduk. Pia Polya’nın ailesinin emeklerinin karşılıklarını alacaklarını biliyorduk. Doğum günü partisi sevinci paylaşma partisiydi! Facebook Pia Polya Oyun Ablası Grubunun İstabula yaşayan birçok üyesi partiye gelmişti. Ayrıca bizimle birlikte birçok sosyal medya annesi de vardı. Bir tanesi internet anneleri ve objektif anneden tanıdığımız Makbule Ece idi (ig/objektif anne ve ig/internetanneleri). Bursa’dan denizleri aşıp gelen hem de Pia Polya ile İmagnetFun oyunlarının Bursa satış yeri olan  anne&çocuk oyun merkezinin Cafe Beştaş’ın sahibi Saliha SAYIM KARA (ig/cafebestas) da bizlerleydi. Denizleri aşıp gelen bir tek o değildi tabii, İzmir’den bu heyecana katılan Nükte ve Bartu’yu da unutmamak gerek. Ve kapıda bizi güler yüzü ile karşılayan sevgili Cansu Hanım :) 

Pia Polya’nın 1. Doğum Günü Partisinde, Hassas Anne Ece KUMKALE ÇİFLİKLİ (ig/hassasanne) ve duyusal oyun öğretmeni Ezgi İÇLİ (ig/heryerdeoyun) rehberliğinde hazırlanan atölyelerde çocuklar beş duyularına hitap eden birçok duyusal oyunu keyifle oynayarak yeni keşiflere yelken açtılar.  Doğumgünlerinin vazgeçilmezi doğum günü pastası ise muhteşemdiiii!!! Hep birlikte neşe ve heyecan içinde pastamızı kestik, afiyetle yedik. NİCE YAŞLARIN OLSUN PİA!  

Duyusal atölyelerin bitiminde serbest zamanda çocuklar etkinlik merkezinin yine duyulara hitap eden oyuncaklarıyla veya onlara şekilli balonlar yapan palyaço ile oynamayı tercih ettiler. Bu arada anneler merkezin kış bahçesinde oturup Pia Polya çizeri Nüket HOTALI AYDIN ile tanışmayı tercih ettiler, babalar ise girişteki ön bahçede Orhan AYDIN ile birlikte doğum günü kutlamasına katıldılar. Pia yine gönüllülük esası ile  hiçbir ticari beklentiye girmeden yaş ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin partiye katılan her çocuğun duyusal oyun atölyelerin ücretsiz faydalanmasını sağladığı gibi her çocuğa da içinde Pia Polya Duygu İfadeleri Parmak Kuklaları ile Pia Polya Masal Kahramanları Parmak Kuklalarını özel rengi mor bir kağıt torba içinde hediye etti. 

Bu arada unutman duyusal oyunları merak edenler için hemen yazıyorum, neler mi yaptılar? Hadi bakalım:

Çiftlik Duyusalı:
Oyun masasına dizilen çocukların her birine kullanmaları için orta derinlikle dikdörtgen tepsiler dağıtıldı. Tepsilerin içine özel dokuya sahip kinetik kum döküldü, çocukların yoğurması için beklendi. Daha sonra çiftlikte yaşayan hayvanları öğretebilmnek için çiftlik temalı küçük oyuncaklar çocuklara dağıtıldı. Çocuklar önce çitlerle çiftliklerinin sınırlarını belirlediler. Sonra inek, tavuk, horoz, civciv gibi çiftlik hayvanlarını kinetik kum üzerine yerleştirdiler. Hayvanların seslerini taklit ettiler, neler yediklerini öğrendiler.

Yapay Kar/Kar Hamuru:
Oyun masasına dizilen çocukların her birine kullanmaları için orta derinlikle dikdörtgen tepsiler dağıtıldı. Tepsilerin içine önce karbonat (1 ölçü) daha sonra üstüne traş köpüğü (1 ölçü) sıkılarak çocukların onları yoğurması istendi. Yoğruma ile el kasları çalışan minikler farklı malzemelerin dokularını hissederek beyinlerinde algı merkezlerini harekete geçirdiler. Aynı zamanda farklı malzemelerin kokularını aldılar. Karışım tamamlandıktan sonra renk geçişlerini de öğretebilmek/gösterebilmek için sırayla mavi ve sarı sıvı parmak boyalar eklendi. Çocukların karıştırmaya devam etmesiyle renkler yeşile dönüştü. 

Renkli Arpa Şehriye Aktarma Çalışması:
Oyun masasına dizilen çocukların her birine kullanmaları için iki gözlü tepsiler ve süzgeçler dağıtıldı. Tepsilerin büyük gözlerine daha önceden gıda boyası ile boyanıp kurutulmuş renkli arpa şehriyeler kondu. Çocuklar ellerindeki süzgeç ile soldan sağa doğru küçük gözün içine aktarma yapmaya çalıştılar. Dokundular, avuçladılar. Renkleri pekiştirdiler. Daha sonra da oyunlarını topladılar.

Engelli Sepeti:
Oyun masasına dizilen çocukların her birine ağız kısmı çapraz ipler geçirilerek kısmi kapatılmış sepetler ve maşalar dağıtıldı. Çocuklar maşalar ile sepetlerin içinden farklı boyutlardaki renkli ponponları kurtarmaya çalıştılar.

Benden size öneri olan Pia Polya ve İmagnetFun’ı siz de benden bağımsız ve özgürce keşfedebilirsiniz:
Web Sayfası:  www.imagnetfun.com
Facebook Sayfası:  www.facebook.com/PiaPolya
Facebook Sayfası:  www.facebook.com/imagnetfun
İnstagram Sayfası:  www.instagram/piapolya
İnstagram Sayfası:  www.instagram/imagnetfun 
Pinterest Sayfası:  www.pinterest/piapolya
Facebook Grubu:  


Salı, Eylül 20, 2016

Pia Polya

PİA POLYA

Merhaba sevgili arkadaşlarım ve takipçilerim,

Sizleri renkli bir çizgi karakter ile tanıştırmak istiyorum: “PİA POLYA”.  Tanıdıktan sonra benim gibi kendinizi şanslı hissedeceğinizi düşünüyorum. Daha sonra onun dünyasını keşfetmek sizin tercihiniz.

Pia Polya, okulöncesi yaş aralığında cinsiyet ayrımı yapmaksızın kız ve erkek çocukların hayal gücünü ve yaratıcılığını geliştirebilmesine, yardımsız oyun kurabilmesine ve yine oyun eşliğinde el becerilerini geliştirilebilmesine yardımcı olan bir oyun ablası olarak karşımıza çıkıyor. Pia Polya, yaklaşık 3 aylıktan 5 yaşa kadar olan bebekler ve küçük çocuklar için zekâ gelişime fayda sağladığı bilinen temeller üzerinden çocukların düşünebilmesini, el-göz koordinasyonu sağlayabilmesini ve özellikle el parmak kaslarının kullanımı/gelişimini destekleyen özenle hazırlanmış bir dizi çocuk oyununun çizgi yüzü aslında. HOTALI Ambalaj Tasarım Ltd. Şti.’nin tescilli Pia Polya ve İmagnetFun markaları adı altında tescilli kutu oyunları ve magnet oyun setleri ile ilgili anne&çocuk dünyasının içine giriyor. 


Buraya kadar oldukça normal ilerleyen bu durumu benim gözümde farklı kılan iki özel nokta var:

Birincisi; Pia Polya ve İmagnetFun markalarının, görünen ve ağırlıklı olarak görünmeyen ticari kuralların olduğu satış dünyasında ezber bozan yaklaşımlarıyla yer almaları. Ezber bozan nedir derseniz, özetle çocuk sağlığının ön planda tutularak fiyat politikasının görmezden gelinmesidir diyebilirim. Birçok gazete ve televizyon haberine konu olan, cebe dost ama sağlığa düşman bir kısım uzak doğu menşeli oyuncakların çocuklarımızın sağlığını tehdit ettiği aşikârdır. Pia Polya ve İmagnetFun markaları bunun önüne geçebilmek için yerli üretimi tercih edip bu aşamayı kontrol altında tutmaktadırlar. Metal kutulu oyunlarında metal kutular özel üretilerek üzerine gıda lakı ile kaplanmıştır. Magnet oyunlar ve kart oyunlarda sertifikalı özel boyalar kullanılmıştır. Kart oyunlar, dağılma durumunun önüne geçebilmek için sert karton yerine dayanıklı kalın mukavvadan üretilmiştir. Tüm oyunlar çocuk sağlığına zararlı hiçbir madde içermemektedir. Global dünya ile rekabeti zorlayan bu öncelikler üretim maliyetlerini artırsa da firma daha çok çocuğun daha sağlıklı ve zekâ gelişimine destek veren oyunlara daha kolay ulaşabilmesini sağlamak için fiyatlarını çizgi dışında tutmaktadır. 





Üstelik bu duruşlarını gönüllülük esasına dayan bir sosyal sorumluluk anlayışıyla daha da perçinlemektedler. www.imagnetfun.com sayfasında ticari olarak satışa sunulan magnet ve kart oyunlarının yanı sıra facebook sosyal ağı üzerinden kurdukları Pia Polya Oyun Ablası Grubunda üyelerin ücretsiz ulaşabildikleri birçok oyunu anne&çocuk dünyasına sunuyorlar. Facebook Pia Polya Oyun Ablası grubuna üye olan ebeveynler ve çocuk gelişim uzmanları gün içinde açılan birçok post ile ev oyunlarına, bilgiye, öneriye ve desteğe de ulaşabiliyor. Ağırlıklı olarak anneler birbirlerini tanımasalar dahi belki de ülkenin bir ucundan diğer ucuna mesafe olsa dahi evlerindeki miniklerin gelişimleri için birbirleri ile dostluk kuruyorlar.

İkincisi; Pia Polya ve İmagnetFun markaların en güçlü yanı ise karakterleri çizenin, oyunu hazırlayanın, üretimi ve satışı takip edip çocukların, annelerin ve çocuk gelişim uzmanlarının beklentilerini doğrudan karşılamaya çalışan kişi veya kişilerin Pia Polya ve İmagnetFun için aynı kişi olmasıdır. Bu nasıl bir avantajdır derseniz, uzman tasarımcı olan Nüket HOTALI AYDIN her bir oyunu kendisi çizmekte, gerek facebook Pia Polya Oyun Ablası grubu üyeleri gerek bu alanda hatırı sayılır öneme sahip isimlerin yorumları ile oyunlarını sürekli güncel tutmaktadır. Eşi Orhan AYDIN ile üretim ve satış ağını oluşturarak ev ve iş ortaklığı ile bu alanın nabzını yakından takip etmektedirler. Yani bir oyunu çizen bir grup tasarımcı ve bu hakları satın alıp üreten bir grup üretici veya yine sadece satış yapan bir grup satıcı olarak ayrı ayarı halkaların birbirinden koptuğu bir marka değil hepsinin tek elden yürütüldüğü bir tescilli kutu oyunları ve magnet oyun setleridir. 







Her şey bir yana; beni bu projeye inandıran “kadının gücü” oldu. Zeki, aktif, çalışkan, azimli, sağduyulu, iyi niyetli bir kadın… İşini hakkıyla yapan bir kadın… İşini müdanasız yapan bir kadın… Güçlü bir kadın… Kadının Gücü adına! :) :) :) 

Benden size öneri olan Pia Polya ve İmagnetFun’ı siz de benden bağımsız ve özgürce keşfedebilirsiniz:
Web Sayfası:  www.imagnetfun.com
Facebook Sayfası:  www.facebook.com/PiaPolya
Facebook Sayfası:  www.facebook.com/imagnetfun
İnstagram Sayfası: www.instagram/piapolya
İnstagram Sayfası:  www.instagram/imagnetfun 
Pinterest Sayfası: www.pinterest.com/piapolya
Facebook Grubu: 
www.facebook.com/group/piapolyaoyunablasi/?ref=bookmarks

Yeni yazı için tıklayınız: Pia Polya 1 Yaş Doğum Günü

Pazar, Eylül 11, 2016

MİD KAMPTA: "KÜÇÜKKUYU/ASSOS"

MİD KAMPTA: "KÜÇÜKKUYU/ASSOS" 



Bir kamp hevesidir aldı başını gidiyor bizde. Outdoor sport aktivity merakı böyle bir şey işte. Önceki yazılarımda da yazdığım gibi başlayınca durmak bilmiyor, keyif alınca insan devamını getirmek istiyor.  Bu bayram tatilinde de hevesimizi daha da körüklemek istedik, iki aile bir araya gelip sohbetli muhabbetli alternatif bir tatil olsun bir de bayram üzeri trafikte yorgunluk olmasın Bursa’ya yakın bir bölgede kamp kuralım dedik.

Bugüne kadar 4 kamp (okumak için tıklayınız: 1. kamp, 2. kamp, 3. kamp, 4. kamp) görmüş 9 senelik emektar çadırımızın çubuğu bir önceki kamp maceramızda kırılınca yeni bir çubuk almak yerine çadırımızı büyütmeye karar verdik. Zaten iç giriş fermuarında da takılmalar yaşıyorduk. İki arıza üst üste gelince ve kamplara devam etme niyetine girince yeni bir çadır alma fikri bizi daha çok heyecanlandırdı. Önceki çadır tecrübemizden dolayı bu sefer iç yüksekliği daha fazla (190 cm), içi daha geniş (4 (+1) kişilik oda) ve önünde verandası (6 m2) olan bir aile çadırı (model için tıklayınız) aldık. Yeni çadırımızı kurmaya başladığımızda  yere serdiğimiz zaman geniş yer kapladığından dolayı ilk başta gözüme hiç kuralamayacak  görünse de içine girip uyuyunca ve kullanınca oldukça konforlu olduğunu fark ettim. Toplaması kurarkenki acemiliği üzerimizden attığımız için çok daha kolay oldu. Gerçekten güzel bir çadır tercih etmişiz. Özellikle iç kısımda köşelerde buluna 4 adet file cep, telefon-gözlük-anahtar-fener gibi el altında kolayca bulunması istenen aksesuarları koymak için oldukça iyi tasarlanmış bölümler. Çadırın güneş altında kaldığında polyester dış tentesinin de uv ışınlarına karşı spf 30 faktör koruma sağlaması destekleyici bir avantaj. Bir önceki çadırımızdaki dış tente ile iç tente arasında boşluk pek olmadığından havalandırma konusunda yeterli ihtiyacı ve rahatı sağlayamıyorduk. Bu çadırımızda ise iç tente, dış tenteye kanca ile geçmeli olduğu için havasız kalma veya sıcak basma gibi bir durum ile karşılaşmadık. Hatta kampın ikinci günü yağan kısa süreli yağmura karşı çadırımızın su geçirmezliğini de test etmiş olduk ve bizden geçer not aldı.

Kampçılık malzemelerimizden eksik olanlarımızı da tamamladık. Belki mat-uyku tulumu ikilisi ile dağcılık ruhuna aykırı ama aile kampı için bir şişme yatak vazgeçilmezlerden. Tabii onu şişirmek için de bir pompa. Önceden müşterek kullandığımız bu pompadan bu sefer kendimize ayrı aldık. Yine nispeten kolay kampçılık için elektrik gibi her şey dâhil kamp alanlarını tercih ettiğimizden dolayı çadırımızın geniş verandasında kullanmak üzere tek göz elektrikli ocağımız, elektrikli çaydanlığımız, elektrikli cezvemiz, elektrikli sinek kovarımız, elektrikli ışıldak ve 50 metrelik 4 gözlü makaralı elektrik kablomuz ile küçük boy katlanır masamız demirbaşlarımız olarak aramıza katıldı.  Bir de bunlara her ihtimale karşı kademeli sıcak hava ve soğuk hava üflemeli elektrikli portatif fanımız eklendi. Ne de olsa çadırda bir çocuk uyuyacaktı ve muhtemel soğuk havayı ciğerine soluyup hastalanmasını göze alamazdık. Bir sonraki alışveriş listemizde az yer kaplayan, hafif, birçok yemeği hazırlayabilmeye imkân veren kamp mutfak kapları var :)

video
(videoyu sesi açarak izleyiniz :) )

Bölgedeki kamp alanları, Çanakkale ve Balıkesir illeri arasındaki Edremit Körfezinde yer alıyor. Alp  Dağları’ndan sonra oksijen deposu olarak bilinen ve mitolojik antik dönem efsanelerine ev sahipliği yapan Kaz Dağları (önceki yazı için tıklayınız)’nın (Afroditin Hermese, Parisin Helenaya aşık olduğu efsanevi İda Dağı) etekleri ve yamaçlarında konumlanmış durumdalar. Tepede yer alan kamp alanları endemik göknar, meşe, kestane, gürgen ve karaçam ormanlarının içinde, yamaç ve deniz kenarında olan kamp alanları ise ölümsüzlüğün sırrı, bolluk-bereket ve barışın simgesi olarak bilenen efsanevi zeytin ağaçlarının içinde yer alıyor. 



Kıyıdakilerin kendilerine ait denize sıfır plajlarının olması ise büyük bir avantaj. Üstüne üstlük Küçükkuyu (okumak için üstünü tıklayınız) beldesinin (Homerosun İlyada destanında sık sık bahsi geçer) denizi de mavi bayraklı bir deniz.


Güneşin uyanmak için yavaş yavaş hareketlendiği sırada, sabah serinliğinin hafif hafif ısırdığını hissettiğiniz iskelede, ufuk çizgisinin altında beliriveren şafağı izlemek ve gece yarısı dolunay gökyüzünde belirdiğinde, denizin ateş böceklerinin oluşturduğu yakamozu görmek koyun tarifi kelimelere sığmayacak olan güzelliklerinden.



Şimdi gelelim kamp maceramıza… Sabah saatlerinde yola çıkmamıza rağmen kamp alanına gelip çadırlarımızı kurmaya başladığımızda güneş tepemizde en sıcak haliyle dikiliyordu. Oldukça fazla sıcağa kalmıştık. Geçe kaldığımızı o an daha fazla hissettik. Aslında bunda ekstradan vakit kaybetmemizin de rolü büyüktü. Çünkü internet üzerinden bölgenin en iyi (!) kamp alanlarından biri olarak nitelendirilen seçtiğimiz kamp alanında ciddi bir kalabalık mevcuttu. Çadırların dipdibe kurulu olduğunu ve boş alanların güneşin alnında kalan alanlar olduğu görünce başka bir yer aramamız gerektiği anladık. Neyse ki bölgede birçok alternatifin (!) olduğunu öğrendiğimiz için üşenmeyip o sıcakta arabaya tekrardan atlayıp Küçükkuyu ve Assos arasındaki neredeyse tüm kampları o kamp senin bu kamp benim diyerek tek tek dolaştık. En sonunda ilk geldiğimiz yerin yanındaki kamp alanına geri döndük, kötünün en iyisi olarak. O kadar yol yorgunluğa geri dönmeyi göze alamadığımız ve bir umut güzel olur diye içimizden geçirerek gölgelik alana çöreklenip çadırlarımızı kurduk.


Yerleştiğimiz kamp alanının işletmecileri oldukça güler güzlü, sıcakkanlı, ilgili ve misafirperver kişilerdi. Bizlerin ve tüm konuklarının rahat etmesi için ellerinden geleni yaptılar. Kurban Bayramında alanlarında konaklamamızdan dolayı bize ve tüm konuklarına bir ev sahibi edasıyla kavurma ikram etmeleri misafirperverliklerinin bir başka göstergesiydi. Kamp alanında kendilerinin işlettiği bir büfe anlık tüm ihtiyaçlarımızı karşıladı. Elektrik ihtiyacımızı tesisten karşıladık. Bir buzdolabını tamamen bize ayırdılar.


Bunun dışında bölgedeki kamp alanları oldukça ilginç. Bence (bence diyorum, benim gözümden, benim beklentime göre yani)  outdoor/camping  heyecanına ulaşamamışlar. Yazlıkçı mantığı ile işletiliyorlar. İlgisizlikten dolayı oldukça bakımsızlar. Tuvalet ve duşlar yetersiz. Mutfak alanları da keza aynı. Çadırlar için ayrılan alanlar düzensiz. Araç alanları karmakarışık. Çevre aydınlatmaları yetersiz. Ortak alan bahçeler bakımsız. Etrafın taşlık, çorak, toz-toprak olması ve bir avuç çim-çimenin olmaması bir başka eksiklik. Belki de bu tesislerin/alanların kadrini kıymetini çoluklu çocuklu nizamlı derli toplu kamp(!) yapma arzumun, günübirlikçi veya yazlıkçı çadırcılık anlayışından uzak olmasından anlayamamışımdır, kimbilir :) :) :) Ama eğri oturup doğru konuşursak az bir maliyetle bölgedeki tüm kamp alanları kendilerine çeki düzen verebilirler, minimum temizliği sağlayabilirler, mutfak koşullarını iyileştirebilirler, tuvalet ve duşlarını elden geçirebilirler, peyzaja önem verebilir. Ama açıkçası “bence” bu çadırcılık kafasıyla bu işler olmaz. Bir dış mekan spor faaliyeti olarak çadır kurarak kamp yapma kültürüne ulaşamadıktan sonra bizleeeer daha çooook yurtdışı kamp alanlarına bakıp bakıp imreniriz. Eminim ki ülkemizde bu vizyona sahip kamp alanları vardır ama anlaşılan o ki bu alanlarının sayıları parmakla sayılacak derece az. Böylesine güzel koyların böylesine vasat işletilmesi oldukça acı. Bu bölgede tekrar kampa gider miyim? dersek… tesis koşulları aynı olduğu sürece ve çocukların yaşlarından ötürü ne yazık ki hayır derim.


Tesislerin fiziki imkânlarının kısıtlı ve yer yer yetersiz olmasına rağmen bölgenin kaçırılmaması ve yaşanması gereken doğal güzellikleri elbette var. Yiğidi öldür ama hakkını yeme demişler. Kamp alanından gün içinde çıkıp bölgeyi mutlaka keşfetmelisiniz! Yeniden yazı yazmıyorum, linkler işte aşağıda:



Haydi Assos, göreyim seni… Koşullarını iyileştir bir daha geleyim sana!



Assos Antik Kenti*

Assos Antik Kenti*


Assos/Behramkale Meydanı, güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş, aynı ilgi, merak ve coşkuyla kalabalık misafirlerini ağırlamaya devam ediyordu. Bu bölgeyi daha önceden yazdığım için yeni bir yazı yazmıyorum ama yeni fotoğraflar ekliyorum. Önceki yazıların linkleri aşağıda :)






*Biraz tarihçe: Assos Antik kentinin tarihçesi M.Ö. 6.yy'a kadar gidiyor. Zamanında kent, yüzünü denize dönmüş ve teraslarla iniliyormuş denize. Osmanlıların yerleşmesinden sonra yerleşim ters istikamette gelişme göstermiş ve Behramkale köyü ortaya çıkmış.  Kent sönmüş bir volkanik tepe üzerine, andezit kayalıkları arasına, denizden 236 metre yüksekliğe kurulmuş. Assos'un etrafında bol bulunan andezit taşı kentin inşasında kullanılmış. Assos taşı zor işlenen ama çok dayanıklı bir taş. Eskiler onun için insan yiyen taş diyorlarmış. Bu taştan yapılan lahitler zamanında Assos'dan ihraç edilen mal türlerindenmiş. Assos'da arkeolojik ilk kazı 1881-1883 yıllarında Amerikalı bir arkeoloji grubu tarafından yapılmış.1981 yılında tekrar başlayan kazılarda ilk olarak nekrapol yani mezarlık ortaya çıkarılmış.

Surlar
Kentin çevresi günümüzde de görülebilen 3200 metre uzunluğunda 20 metre yüksekliğinde surlarla çevrilidir. Surlar M.Ö. 4. yy'da inşa edilmiştir. Kente giriş ve çıkışı sağlayan iki ana kapı bulunmaktadır. Doğu ve batı kapılarının önündeki alan nekrapol (mezarlık) olarak kullanılmıştır. Nekrapolde basit mezarların yanı sıra görkemli anıtsal mezarlar da bulunmuştur.

Nekrapol
Nekrapolün 9 yüzyıl boyunca mezarlık olarak kullanıldığı tespit edilmiş. En eski gömülerde  yakılan cesetlerin küllerinin küplere konulup ağızlarının kapanması şeklinde gömüldüğü görülmüş. Sonra daha büyük küplere ana karnındaki pozisyonda yerleştirilmiş ölüler. Küplerin içine ölü için hediyeler de konuluyormuş. Daha sonra lahit şeklinde mezarlar kullanılmış. Lahitler yüzeye yakın oldukları için kolayca ortaya çıkarılmış ve define avcıları tarafından soyulmuş çoğu. Lahitlerin içinde ele geçirilen, ölü için konulan hediyelerden en ilginci pişmiş topraktan yapılmış bir kadınlar orkestrası heykelciği!

Athena Tapınağı
Antik kentin en yüksek noktasında Athena Tapınağı bulunuyor. Arkaik çağ'da Anadolu'da yapılan ilk ve tek dor düzenindeki tapınak, hala büyüleyici ortamını koruyor. Zeus’un kızı ve 12 Olimpos Tanrısından biri olan Athena kentin koruyucu tanrıçasıymış. Sağlam sütunlardan çıkarılan örnek kalıplarla dökülen yeni sütunlar ayakta. Karşınızda Midilli adası, görkemli Ege denizi, yüzünüzü okşayan rüzgar, özellikle gün batımında sizi antik çağlara götürecek kadar etkileyici. Tapınağın kutsal odasında bulunan tanrıça heykeli 1800'lü yıllarda Amerikalılar tarafından götürülmüş. Sütunların üzerlerindeki frizlerin (kabartmaların) bir kısmı Boston Müzesi, Louvre Müzesi ve İstanbul Arkeoloji müzesinde saklanıyor. Kabartmalarda Herakles ile ilgili bir hikaye anlatılıyor.

Amfi Tiyatro
Antik kentin güney yamacında Midilli Adası'na karşı kurulmuş tiyatronun bir deprem sonucunda yıkıldığı tespit edilmiş. Doğal bir kaya oyuğuna yapılmış, tahmini 2500 kişilik olan tiyatro sonraki yıllarda taş ocağı olarak kullanılmış. Yapım tekniği ve plan özellikleri açısından bir Roma çağı tiyatrosudur. Tiyatronun yıkılan duvarları restorasyon sonucunda yeniden örüldü. Aslına uygun oturma sıraları yeniden dökülerek yapıldı. Şu anda tiyatro 1500 kişiyi ağırlama kapasitesinde ve çeşitli festival ve konserlere ev sahipliği yapabilmekte. İskeleye inen yol üstünde, solda, giriş kapısını farkedeceksiniz tiyatronun.

Agora
Agora insanların biraraya geldiği kentin en hareketli yeri. Assos agorası farklı zamanlarda inşa edilmiş karşılıklı iki stoa ile çevrelenmişti. Stoalar üzeri kapalı, insanları güneşten ve yağmurdan koruyan yürüyüş ve oturma alanlarıydı. Ayrıca Agora etrafında spor eğitimi için inşa edilmiş gymnasion, bouleuterion (meclis binası), Bizans Kilisesi kalıntıları bulunmaktadır.